Reklam Takımı


Geçen gün İstanbul İETT’ye alınan otobüslerin E-5 şovunu izledim. Doğru reklamın yanlış yaptırma şansının ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha görmüş oldum.
Aslında mevcut iktidar incelenirken, atlanan en önemli noktanın tam da bu olduğu kanaatindeyim: Sadece reklam yaparak, balon bir demokrat ve halk gibi görünme örneği sergilenebilir ve bu gösteri, üst üste tam 3 seçim de alabilir.
Aynı reklam çığırtkanlığı tüm kamu kurum ve kuruluşlarına hakim hale getirilebilir. Bu yolla belediyeye alınan en ufak şey, iktidarın yaptığı bir şey gibi satıldı ve satılıyor. Yani otobüsü büyükşehir belediyeleri, halktan aldıkları yerel vergiler ve yine halka ürün satışından kazandıkları gelirlerle alırlar, hatta bunlar iktidarın belediyeleri ise genellikle bunu hazineye fahiş rakamlarla borçlanarak yaparlar.
Ancak, “işi kim yaptı?” sorunuza, toplum içindeki lehtarlar merkez otoritenin tepesindeki adamın adını vererek yayarlar. (Zaten, reklam kampanyası planlayıcıları oluşturdukları reklam kurgusunun ağızdan ağıza pazarlama araçları olan bu insanların meseleyi tam da bu şekilde satmasını isteyerek, tüm planlamayı yaparlar. İktidar partisi danışmanlarından ikisinin iyi reklamcı olmasının sebebi de budur: Yanlış işler için doğru algı yönetimini sağlamak) Bu yolla iş merkez iktidarın yaptığı bir iş gibi satılır ve toplum işin sadece merkez eliyle yürüdüğü algısına kapılır.
Elmalarla armutların karışmış hali, reklamla, halkın gözünü perdelemekte yukarıda anlattığım gibi pek çok farklı zamanda kullanıldı.
Türk Kamu İdaresi’nin en çok eleştirilen noktalarından biri, demokratik bilincin geliştirilmesindense, particiliğin geliştirilmesi oluşturur. İdarenin bu eksikliği, mevcut iktidarın ekmeğine bir kat daha yağ sürmüştür çünkü yerel idare halkın yerel temsilcisi olduğunun idrakına varmadan, kendisini bağlı bulunduğu partinin yerel temsilcisi sanmıştır ve sanmaktadır.
Oysa, belediyeler, yerel sorunların çözümü içindir ve bir belediye başkanının valiye, kaymakama ya da daha üst mercideki merkezi yönetim makam sahiplerine koltuğunu terk etmesi, halkın iradesini ayaklar altına almak sayılacakken, başkanın bu koltuğu ziyaretlerde merkez idareye terk etmemesi saygısızlık sayıldı.
Sistemli reklam burada da devredeydi. Yerel olanın özel hali, ortaklıklar ekseninde eritilirken, yerel otoritenin, merkez otoritenin sultasına parti yoluyla girmesi halkı rahatsız etmedi. Ancak, tam da bu kabulleniş, mevcut yapıdaki oligarşiyi doğurdu.
Demokratik bilince erişilmediğinin, hatta erişilen demokratik bilincin yok edilişinin ispatı olan bu basit durum, belediyelerin şu an gündemdeki yeni yasa taslağında A, B ve C sınıfı olarak gruplandırılmalarına ve bulundukları sınıfa göre bütçeden pay almalarını öngören saçma uygulamalara gidilmesinin de yolunu açtı.
Bu durum da, zihin demokratik olmadan, demokratik yasaların yapılamayacağını 1950lerde olduğu gibi bir kez daha ispatladı. Böyle bir zihin yapısının yapacağı anayasanın da demokrasi getireceğine inanmak için 5 yaşında bir çocuk olmanız gerekir.
Demokrasi, kitlelerin istediği kadarıyla gelişen bir rejimdir ve hiç kimse, gelişmeyen bir sistemi gelişene tercih etmez. Tarih bunun örnekleri ile doluyken, reklamı bırakın, dejenere edilmemiş tarihi okuyun çünkü akilin değil ama aklın yolu birdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım