İstanbul Üniversiteleri Mezunlar Aforizması
Biz onları masallarla büyüttük.Öyle sıradan masallar değildi okudukları masallar 4-5 yaşlarında. Dede Korkut Hikayelerini de okuduk uykularına, peygamberleri de, Çehov’u da, Kemalettin Tuğcu’yu da ama Claudin’in serüveni ile Ayşegül’ün bale öğrenmesini bazen daha çok sevdiler .
Yani onlar sıradan çocuk değillerdir.
Resim yapmayı öğrenmeden Renoir, Van Gogh, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Picasso, Dali, Hermann Hesse, Monet gibi birbirinden çok farklı ressamların resimlerini yırtmadan onlara bakmayı öğrendiler. Yani bakmakla görmek arasındaki farkı iyi bilirler.
Kitaplıkların evlerden dağıtıldığı bir darbenin ardından, kitap mahrumiyeti içinde büyüyen ablaların, ağabeylerin harçlıklarını arttırarak yeniden kurdukları kitaplıkları gördüler. Okumanın değerli olduğunu, bunun insanın ilerlemesi için gerekli olduğunu öğrendiler. “Alak” suresini ilk “İkrah” diye öğrendiler. O yüzden daha çok okudular. Geceleri yatmadan önce edilen dualar,gündüzleri çok çalışmak ve öğrenmekle beslendi.Yani sahip çıkmakla, sahiplenmek arasındaki farkı iyi bilirler.
Çocukken Vivaldi’den Metallica’ya, Aşık Veysel’den Suna Kan’a pek çok sanatçıyı dinlemeyi öğrendiler. Yani dinlemeyi iyi bilirler çünkü onlar önce kendilerini dinlediler. Sonra çevrelerini dinlemeyi öğrendiler.
Paranın alış-veriş aracı olduğunu, beyinlerinin ve bedenlerinin hiçbir koşulda satılık olmadığını öğrendiler. O yüzden en değerli şeyleri hep insan oldu. Yani ne olursa ol, yine gel dediler birbirlerine. Konuştular.
Coşkuyla sevmenin, coşkusuz sevgi gösterilerinden kıymetli olduğunu öğrendiler. İnsanın hiçbir şeyi benimsemek zorunda olmadığını ama herkesin fikrine saygı duymanın önemli olduğunu öğrendiler. Bu yüzden kimliklerle hiçbir meseleleri olmadı.
Türkçeyi çok iyi öğrendiler. Okurken öğrendikleri masal diyarları, Türkçe’yi geliştirmelerine yardım etti, bazen okuldan sonra gördükleri ve yaşadıkları gerçek dram hikayeleri onları geliştirdi.
Yani hepsi, her şeyi bu geniş kadrajı ile değil ama bölüm bölüm öğrendi. Çünkü ailelerinin kazandığı gelirler hepsine aynı fırsatı sunmaya yetmedi.
İşte o çocuklar ve arkadaşları, koştura koştura getirildikleri sınav kapılarında, sadece ODTÜlü olmadı. Türkiye’nin dört bir yanına dağıldılar ve önce demokrat insan oldular.
Ardından, eşitsizliklerden çektikleri sıkıntıyla eşitlikçi oldular. Okumada yaşadıkları zorluklarla soysal devletçi oldular. Onlar Türkiye’nin dört bir yanında ODTÜlü ya da Fahri ODTÜlüler oldular. Başlarındaki baş sallayıcılara bile baş kaldırdılar.
Çünkü onlar genç. Çünkü onlar dinamik. Çünkü onlar ne istediklerini biliyor.
Ama onların arkasında 80nin ezilmiş babaları, anneleri, anneanneleri, dedeleri, babaanneleri, ağabeyleri ve ablaları var.
Arka kalelerde korku var ama cesaret surlarda.
Onlar bizim kardeşlerimiz, çocuklarımız ve torunlarımız! Senin şakşakçın, yandaşın ya da kirli hesaplarının oyuncakları değil!
Onlar titrek kale merkezlerinin sesli çığlıkları! Onlar bizim hayat mücadelemiz!
O yüzden giremezsin öyle kolay kolay. Ne kafalarına, ne okullarına!
Resim yapmayı öğrenmeden Renoir, Van Gogh, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Picasso, Dali, Hermann Hesse, Monet gibi birbirinden çok farklı ressamların resimlerini yırtmadan onlara bakmayı öğrendiler. Yani bakmakla görmek arasındaki farkı iyi bilirler.
Kitaplıkların evlerden dağıtıldığı bir darbenin ardından, kitap mahrumiyeti içinde büyüyen ablaların, ağabeylerin harçlıklarını arttırarak yeniden kurdukları kitaplıkları gördüler. Okumanın değerli olduğunu, bunun insanın ilerlemesi için gerekli olduğunu öğrendiler. “Alak” suresini ilk “İkrah” diye öğrendiler. O yüzden daha çok okudular. Geceleri yatmadan önce edilen dualar,gündüzleri çok çalışmak ve öğrenmekle beslendi.Yani sahip çıkmakla, sahiplenmek arasındaki farkı iyi bilirler.
Çocukken Vivaldi’den Metallica’ya, Aşık Veysel’den Suna Kan’a pek çok sanatçıyı dinlemeyi öğrendiler. Yani dinlemeyi iyi bilirler çünkü onlar önce kendilerini dinlediler. Sonra çevrelerini dinlemeyi öğrendiler.
Paranın alış-veriş aracı olduğunu, beyinlerinin ve bedenlerinin hiçbir koşulda satılık olmadığını öğrendiler. O yüzden en değerli şeyleri hep insan oldu. Yani ne olursa ol, yine gel dediler birbirlerine. Konuştular.
Coşkuyla sevmenin, coşkusuz sevgi gösterilerinden kıymetli olduğunu öğrendiler. İnsanın hiçbir şeyi benimsemek zorunda olmadığını ama herkesin fikrine saygı duymanın önemli olduğunu öğrendiler. Bu yüzden kimliklerle hiçbir meseleleri olmadı.
Türkçeyi çok iyi öğrendiler. Okurken öğrendikleri masal diyarları, Türkçe’yi geliştirmelerine yardım etti, bazen okuldan sonra gördükleri ve yaşadıkları gerçek dram hikayeleri onları geliştirdi.
Yani hepsi, her şeyi bu geniş kadrajı ile değil ama bölüm bölüm öğrendi. Çünkü ailelerinin kazandığı gelirler hepsine aynı fırsatı sunmaya yetmedi.
İşte o çocuklar ve arkadaşları, koştura koştura getirildikleri sınav kapılarında, sadece ODTÜlü olmadı. Türkiye’nin dört bir yanına dağıldılar ve önce demokrat insan oldular.
Ardından, eşitsizliklerden çektikleri sıkıntıyla eşitlikçi oldular. Okumada yaşadıkları zorluklarla soysal devletçi oldular. Onlar Türkiye’nin dört bir yanında ODTÜlü ya da Fahri ODTÜlüler oldular. Başlarındaki baş sallayıcılara bile baş kaldırdılar.
Çünkü onlar genç. Çünkü onlar dinamik. Çünkü onlar ne istediklerini biliyor.
Ama onların arkasında 80nin ezilmiş babaları, anneleri, anneanneleri, dedeleri, babaanneleri, ağabeyleri ve ablaları var.
Arka kalelerde korku var ama cesaret surlarda.
Onlar bizim kardeşlerimiz, çocuklarımız ve torunlarımız! Senin şakşakçın, yandaşın ya da kirli hesaplarının oyuncakları değil!
Onlar titrek kale merkezlerinin sesli çığlıkları! Onlar bizim hayat mücadelemiz!
O yüzden giremezsin öyle kolay kolay. Ne kafalarına, ne okullarına!
Yorumlar
Yorum Gönder
Call me. ;)