Meclis Kararı
Son 10 günün en önemli konularından birini çekilme oluşturuyor.Barış gelir, gelmez tartışmalarını sabun köpüğü gündemi olarak görüyorum. Bir parlatılıp, bir söndürülmesi ve arada yapılan işler, bunun ciddi bir oyalama gündemi olduğunu da ispat ediyor.
Vakıfbak’a yapılan atama, TPAO yetkilerinin sınırlandırılması, ssk değişiklikleri ve diğer önemli idari detaylar bu yolla gözden uzak tutuluyor.
Ne var ki, bugün meseleye farklı bakmak zorundayız.
Çekilme meselesindeki asıl amaç Meclis Kararı ile çekilmenin gerçekleştirilmesidir.
Bu süreç içinde en tehlikeli ve önemli noktaya işaret etmektedir. Zira, çekilmenin meclis kararı ile olması demek, terör örgütünün tam anlamıyla aklanması demektir.
Meclis kararı ile çekilmesi onanan bir yapı, o andan itibaren hiçbir zaman terör listesine alınmaz. Yıllardır PKK’yı terör listesine aldırmak için Türkiye’nin sarf ettiği çabanın büyüklüğü bilinse, o zaman bu tipte safsatalarla Halk aldatılmaya çalışılmazdı.
Meclis kararı ile çekilme PKK’nın özgürlük savaşçısı statüsünün resmi dilde tanımlanmış şekli olur. Böyle bir kabulün en önemli ve kamu vicdanını yaralayıcı noktasını ise, Öcalan’ın düşünce suçlusu konumuna yükseltilerek, tahliye edilmesi oluşturur.
Örgütün bu çabasını görmezden gelerek, çekilme için meclis kararı çıkartılması durumunda mecliste bulunan hiçbir vekilin buna onay vermemesi gerekir. Mesele sadece şehitlerimizle alakalı bir vicdan meselesi değildir. Mesele devlet sistemimizi ve bütünlüğümüzü, tümden tehdit edecek siyasal yapılanmalarının önünün açılıp, açılmama meselesidir.
Misak-ı Mili ile belirlenen Türkiye Cumhuriyeti ülkesi, Musul’u içine alacak olsa ve öyle bir durum Türkiye’nin menfaatine olmuş olsa, bu cumhuriyetin ilk yıllarında asla gözden kaçırılmaz ve alınması için her türlü çaba sarf edilirdi.
Bugün Musul’u Türkiye sınırı sayan pek çok haritanın internet üzerinde yayıldığını ve fetih tutkusunun canlandırılmaya çalışıldığında üzülerek görüyorum. 18. Yüzyılda bir devlet fetih etmediğinde ekonomik olarak varlık sürdüremezdi ancak günümüzün fetih değerleri farklıdır. İleri olmanın kaidesini, toprak fazlalığı değil bilim ve teknolojide ileri olmak, ihraç edilen patent sayınızın fazla olması belirlemektedir. Toprak alınarak ekonomik ilerleme sağlamak ortaçağa özgü bir modeldir. Böyle bir hezeyanla hareket etmek, bu uğurda milli birlik ve beraberliğinizi bölecek uygulamalara zemin hazırlamak, dünyadaki mevcut koşulları anlamaktan uzak olduğunuzu gösterir.
Varolduğu günün koşullarını algılamaktan uzak her yönetim, küçük ölçekte, şirkete özelse, şirketin batmasına, ulusal ölçekte, halkın ağır bedeller ödemesine, global bazda, sistemin çökmesine sebep verir.
Dünyanın II. Dünya Savaşı ertesinde kazandığı barış araçları, zaten yeterince özerkleşmemişken, bu araçlara hakim hegemonyanın domino taşı olarak oynamak, sistemin tümünün uzun vadede işleyemez hale gelmesine sebep olur. Vakit varken dur demek mümkündür. Türkiye günlük heveslere alet edilmemelidir. Halkı temsil eden herkesin bu idrak ile hareket etmesi halk menfaatinin olmazsa olmaz koşuludur.
Yorumlar
Yorum Gönder
Call me. ;)