Hileleri ile 1 Kasım
Aslında olanlar, uzun bir hikaye.
İşin bir sandık öncesi, bir sandık sırası/zamanı, bir de sandık sonrası var ve aslına bakarsanız bence olayın hinliği en fazla sandık öncesinde.
Sandık sırasında olan olaylara, Türkiye'nin dört bir yanındaki, muhalif parti sandık temsilcileri ve Oy ve Ötesi ile seçmenler müdahil oldu, partili olan ya da olmayan avukatların da desteği ile çoğu hile tespit edildi ve gereği yapıldı.
Sandık sonrası kısmında, benim doğrulatabildiğim kadarıyla, Oy ve Ötesi'nin açıkladığı 10.000 oy maalesef yanlış değil. Lakin, siz de takdir edersiniz ki, 54 milyon seçmende 10.000 oy da ana muhalefet ile iktidar arasındaki oy farkını yaratan unsur değil. Zira CHP, 12 milyon oy alırken, iktidar 23 milyon oy alıyor. Seçim sistemimizde de, birinci vekiller 100.000 oyda çıkar.
SEÇSİS ve SEÇSİS'e ait sorunlar nasıl bertaraf edildi derseniz, %100 olarak bertaraf edildiğini düşünmüyorum çünkü YSK bu yönde bağımsız karar veren bir kurum olma yetisini kaybedeli çok seçim oluyor. Ancak SEÇSİS de aradaki devasa farkı kuracak alan değil çünkü yaklaşık iki kat eden fark ile tutanaklar uyuşmasa, YSK bunun altından çıkamazdı. Dolayısıyla, burada bir sandık öncesi hinliği olması gerekir.
Bir de olayı sadece SEÇSİS'e bağlamak, CHP içindeki ekiplerin olmadığını varsaymaktır. Oysa, CHP Bilişim Ekibi, birleştirmeyi SEÇSİS üzerinden yapmadığı için gereken itirazları yapmak üzere CHP Hukuk İşleri Başkanlığını kesinlikle uyarırdı çünkü tutanak uyumsuzluklarının tamamına anında müdahale edildi bu seçimde. Yani sadece 4 seçim önce kullanılmaya başlanan CHP bilişim sistemi bu seçimde, ilçe, il ve genel merkez arasındaki koordinasyonu uyumlu hale getirmeyi kısmen becerdi.
Nereden bildiğimi sorarsanız, ben hem CHP Gebze İlçe Yöneticisiyken CHP Gebze'nin ilk bilişim sorumlusuydum, hem de görevden alınmış olsam da, partime ve oyuma sahip çıkmak için her seçimde veri girişinde görev alırım.
Bu seçimde farklı olarak, evime geldiğimde rahat oturamadım, Oy ve Ötesi'nin veri girişine de destek olmak istedim. Akıllı ve demokrat bir oluşum olan Oy ve Ötesi, sade bir gönüllü kaydı ile T3 arayüzünden benim de gönüllü olarak çalışmamı sağladı ve o gece ve sonraki gün ciddi bir bağımsız ve sivil çalışma gerçekleşti.
Veri girişinde, iki platform üzerinde de dikkatimi çeken şeyse, bugüne kadar girmediğimiz oranlarda malum partinin aldığı oylardı. Benim girdiğim tutanaklarda, 240, 250, 260 küsüratlı oylar söz konusuydu. Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu: Sisteme girdiğimiz tutanaklar, sandık görevlileri tarafından teslim edilmiş, dökümü, sayımı, itirazı yapılmış ve ilçe sandık kuruluna teslimi gerçekleşmiş sandıkların ıslak imzalı kesinleşmiş sonuçlarıydı.
Peki bu rakamlar neyi anlatıyordu, nasıl olurdu da böyle oranlar oluşabilirdi?
Cevabı bulmam çok zor olmadı. Siyaset bilimine gönül vermiş, o alanda dirsek çürütmüş ve seçim istatistikleri üzerine çalışmış biri olarak, sonuçlar aslında herkes tarafından görülebilecek bir manzaraya işaret ediyordu: 7 Haziran'dan sonra her yerde konuşmasından herkese fenalık getirdiğini anlayan zat, seçim çalışması yapmıştı. Üstelik bu seçim çalışması televizyonlarda gösterilse de, çoğunluğun dikkatini de çok çekmemişti.
Bugün medyada çıkan güzellemelere bakınca, onun yani çoğunluğun dikkatini çekmeyen ayrıntının, bu işteki katkısından artık şüphe duymuyorum. Ben benzer bir manzarayı, muhtarlık seçimine giren bir tanıdığımın tuttuğu daha az profesyonel bir seçim sandık dökümünde görmüştüm. Rakibi olan muhtar adayı sandıklardan 200, 240, 250 gibi sonuçlar alarak muhtarlığı almıştı.
Yani bu seçimin galibi, günlerdir yandaş basında yazdığı gibi, muhtarlar değil muhtar ağını kullanan zattır. Deha var mı derseniz, bence deha yok. Zira, yine enselendi; enselendi de, yine kovalayan olmadı.
Enselenme kısmı şöyle:
CHP içinde 25. Dönem Vekillerinden Kayseri Milletvekili Çetin Arık Ekim ayında, Cumhurbaşkanlığından Kayseri'deki bazı ailelere PTT üzerinden yapılan ödemelerden söz etmişti. Tutarların 5000-7000 TL gibi rakamlar olduğunu belgeleri ile beraber açıklamıştı. Haber çıktığı gün, CHP içinde bir vekil tarafından dillendirilmiş olmasından dolayı, memnun olmuştum. Ayrıca MHP Kayseri vekili de aynı iddiada bulunuyordu. Yani iki vekilin bildiği şeyden CHP ve MHP yönetimlerinin haberdar olmaması mümkün değildi.
Ancak öyle olmadı. Sonuçları gördüğüm zaman kafamdan aşağıya dökülen kaynar sular, mensubu olduğum CHP'nin böyle bir olasılığı nasıl olup da göz ardı edebildiğinden dolayı fokur fokur kaynıyordu. Siyaset bilimciyse; siyaset bilimci, stratejistse; stratejist, iktisatçıysa; iktisatçı, bunların "ala"larının olduğu tek parti CHP'dir ve nasıl olduysa, yönetimde olan herkes benim gördüğüm şeyi bırakın görmeyi derin derin uyumuştu.
O yüzden ben 1 Kasım'daki hezimetin kaynağının sandıkta ve iddia edildiği gibi büyük oranda SEÇSİS'te olduğunu düşünmüyorum.
En önemli faktör, muhtarların mikro bir çalışma ile oylarını "saray ricası üzerine" maluma emanet etmeleridir. Muhtarlar bu ağa kaç ekstrayı kaç liraya dahil etti diye bakmak isterseniz, onu bir önceki yerel seçimin muhtar oy tutanakları ile malumun bu seçimdeki oylarını sandık bazında karşılaştırarak yapabilirsiniz. (Bu fikri de kendi fikriniz gibi satıp, arkamdan kükreyin "danışmanlar", yanaşman hallerinizle beni çok eğlendiriyorsunuz.)
Tabii arada, kredi kartı borçları hakkında tek kelime etmeyen partinin, o borçları sildirmek ya da yandaş satın almak için kaç lira takviye yaptığını, bireysel borçlarını ödeyemeyen banka müşterilerinin ödeme kapasitesindeki bu ayki artıştan, örtülü ödenek rakamlarının açıklanmasından ve PTT bütçesindeki havale trafiğinden sonra en ince detayına kadar açığa çıkarılabileceğine de inanıyorum. Bu inancımı da poz kesmeyi, il ve ilçe örgütü dizayn etmeyi vekillik yapmak sanan vekiller dışında, halkın geleceğine sahip çıkacak bir vekilin seçilmiş olup olmadığını bilmemek yaşatıyor. (Vekillik ve ötesi ve yanaşmanları da bir başka yazı konusu olsun.)
İlave olarak, partili olmayan bilmez, bizim yani CHP'nin, her seçim öncesi hayalet seçmen taraması yapması gerekir. Elimizde olan imkanlarla sokak sokak gezerek ama çoğunlukla, mahallelerden ve üyelerden gelen feryatlar üzerine hayalet seçmen enselenir ve Nüfus Müdürlüklerinde itiraz etmenin çeşitli zorluklarını seçmenle beraber göğüslerdik. Benim gördüğüm kadarıyla, örgütlerimiz de bu hususta bu seçim mışıl mışıl uyumuş.
Bir başka husussa, mahalle çalışmalarında kilitli. Bu malum parti her seçim, erzak dağıtır. Meclis üyeleri kanadıyla da yapar bunu. Oylar resmi matbaada basılmayalı beri, basılmış oya mühür vurulur ve erzak içine konarak, dağıtılır. Enseletmeniz de oldukça zordur. Suçüstü halinde yakalatsanız bile, ardından yakalayanlar sürülür. Bu oylar, seçmen iradesine direk ipotek koyar. Burada kim suçlu derseniz, hırsız elbette suçlu ama oyların resmi matbaa dışında hazırlanması kanunu çıkarken, o Meclis muhalefetinde CHP, MHP ve HDP vardı ve bu yasalar o Meclis'ten fevkalade kolay geçti.
Diğer bir nokta da, sandık alanında yapılan hilelerdedir, önceden tezgahlarlar. Kat görevlilerini doğru dürüst oluşturmazsanız, müşahitler sandık kapanırken gelirse, kat görevlisi bahçede laklağa dalarsa mesela leyleğin ömrünün iki laklak olduğu feyzi ile resmi tutanaklardaki bu oy oranları çok rahat çıkar.
Nasıl derseniz, ilgili mahalle sorumlusunu basılı ve mühürlü bir pusulayla okula gönderirler. Gelen seçmen bahçe kapısında karşılanır. Kattaki sokak sorumlusu, komşusunu karşılar. Komşusuna der ki, bu pusulayı zarfın içine koy ve sandığa at, yeni pusulaya mührünü bas ve bana getir. Çocuğunun işten atılmasından korkan, borcunu ödeyememekten korkan, engelli yardımı alamamaktan korkan, basılı mührün aynısını geri götürdüğünde evvelce zarar gören kim varsa oyunu böyle atar. Bu hilelerinde bir tane pusula mühürsüz çıkar. Yakalatmaksa tam bir takım oyunu ister. Hatta öyle bir takım oyunu ister ki, mahallede o insanın korunmasını, çocuğuna yeniden iş bulunmasını bile kapsar.
Tüm bunları nasıl biliyorsun diye soruyorsanız, "çalışmayan" ve "fakir" bir CHP İlçe Yöneticisiydim, nasıl çalışmamışsam(!) artık...
İşte bu nedenle, CHP yenilenip, çamura düşmüş bir altın gibi parlayan halkımızı, bu rezillik ağından kurtarmalıdır çünkü tepedekiler yapamıyorsa, bunu yapacak taban vardır CHP'de!
NOT: Yazı size varsayım gibi mi geliyor? Anlattığım vakaların toplandığı çalışmalardan biri. Tek fark, ben yaşayarak öğrendim.
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2014-110-1346
İşin bir sandık öncesi, bir sandık sırası/zamanı, bir de sandık sonrası var ve aslına bakarsanız bence olayın hinliği en fazla sandık öncesinde.
Sandık sırasında olan olaylara, Türkiye'nin dört bir yanındaki, muhalif parti sandık temsilcileri ve Oy ve Ötesi ile seçmenler müdahil oldu, partili olan ya da olmayan avukatların da desteği ile çoğu hile tespit edildi ve gereği yapıldı.
Sandık sonrası kısmında, benim doğrulatabildiğim kadarıyla, Oy ve Ötesi'nin açıkladığı 10.000 oy maalesef yanlış değil. Lakin, siz de takdir edersiniz ki, 54 milyon seçmende 10.000 oy da ana muhalefet ile iktidar arasındaki oy farkını yaratan unsur değil. Zira CHP, 12 milyon oy alırken, iktidar 23 milyon oy alıyor. Seçim sistemimizde de, birinci vekiller 100.000 oyda çıkar.
SEÇSİS ve SEÇSİS'e ait sorunlar nasıl bertaraf edildi derseniz, %100 olarak bertaraf edildiğini düşünmüyorum çünkü YSK bu yönde bağımsız karar veren bir kurum olma yetisini kaybedeli çok seçim oluyor. Ancak SEÇSİS de aradaki devasa farkı kuracak alan değil çünkü yaklaşık iki kat eden fark ile tutanaklar uyuşmasa, YSK bunun altından çıkamazdı. Dolayısıyla, burada bir sandık öncesi hinliği olması gerekir.
Bir de olayı sadece SEÇSİS'e bağlamak, CHP içindeki ekiplerin olmadığını varsaymaktır. Oysa, CHP Bilişim Ekibi, birleştirmeyi SEÇSİS üzerinden yapmadığı için gereken itirazları yapmak üzere CHP Hukuk İşleri Başkanlığını kesinlikle uyarırdı çünkü tutanak uyumsuzluklarının tamamına anında müdahale edildi bu seçimde. Yani sadece 4 seçim önce kullanılmaya başlanan CHP bilişim sistemi bu seçimde, ilçe, il ve genel merkez arasındaki koordinasyonu uyumlu hale getirmeyi kısmen becerdi.
Nereden bildiğimi sorarsanız, ben hem CHP Gebze İlçe Yöneticisiyken CHP Gebze'nin ilk bilişim sorumlusuydum, hem de görevden alınmış olsam da, partime ve oyuma sahip çıkmak için her seçimde veri girişinde görev alırım.
Bu seçimde farklı olarak, evime geldiğimde rahat oturamadım, Oy ve Ötesi'nin veri girişine de destek olmak istedim. Akıllı ve demokrat bir oluşum olan Oy ve Ötesi, sade bir gönüllü kaydı ile T3 arayüzünden benim de gönüllü olarak çalışmamı sağladı ve o gece ve sonraki gün ciddi bir bağımsız ve sivil çalışma gerçekleşti.
Veri girişinde, iki platform üzerinde de dikkatimi çeken şeyse, bugüne kadar girmediğimiz oranlarda malum partinin aldığı oylardı. Benim girdiğim tutanaklarda, 240, 250, 260 küsüratlı oylar söz konusuydu. Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu: Sisteme girdiğimiz tutanaklar, sandık görevlileri tarafından teslim edilmiş, dökümü, sayımı, itirazı yapılmış ve ilçe sandık kuruluna teslimi gerçekleşmiş sandıkların ıslak imzalı kesinleşmiş sonuçlarıydı.
Peki bu rakamlar neyi anlatıyordu, nasıl olurdu da böyle oranlar oluşabilirdi?
Cevabı bulmam çok zor olmadı. Siyaset bilimine gönül vermiş, o alanda dirsek çürütmüş ve seçim istatistikleri üzerine çalışmış biri olarak, sonuçlar aslında herkes tarafından görülebilecek bir manzaraya işaret ediyordu: 7 Haziran'dan sonra her yerde konuşmasından herkese fenalık getirdiğini anlayan zat, seçim çalışması yapmıştı. Üstelik bu seçim çalışması televizyonlarda gösterilse de, çoğunluğun dikkatini de çok çekmemişti.
Bugün medyada çıkan güzellemelere bakınca, onun yani çoğunluğun dikkatini çekmeyen ayrıntının, bu işteki katkısından artık şüphe duymuyorum. Ben benzer bir manzarayı, muhtarlık seçimine giren bir tanıdığımın tuttuğu daha az profesyonel bir seçim sandık dökümünde görmüştüm. Rakibi olan muhtar adayı sandıklardan 200, 240, 250 gibi sonuçlar alarak muhtarlığı almıştı.
Yani bu seçimin galibi, günlerdir yandaş basında yazdığı gibi, muhtarlar değil muhtar ağını kullanan zattır. Deha var mı derseniz, bence deha yok. Zira, yine enselendi; enselendi de, yine kovalayan olmadı.
Enselenme kısmı şöyle:
CHP içinde 25. Dönem Vekillerinden Kayseri Milletvekili Çetin Arık Ekim ayında, Cumhurbaşkanlığından Kayseri'deki bazı ailelere PTT üzerinden yapılan ödemelerden söz etmişti. Tutarların 5000-7000 TL gibi rakamlar olduğunu belgeleri ile beraber açıklamıştı. Haber çıktığı gün, CHP içinde bir vekil tarafından dillendirilmiş olmasından dolayı, memnun olmuştum. Ayrıca MHP Kayseri vekili de aynı iddiada bulunuyordu. Yani iki vekilin bildiği şeyden CHP ve MHP yönetimlerinin haberdar olmaması mümkün değildi.
Ancak öyle olmadı. Sonuçları gördüğüm zaman kafamdan aşağıya dökülen kaynar sular, mensubu olduğum CHP'nin böyle bir olasılığı nasıl olup da göz ardı edebildiğinden dolayı fokur fokur kaynıyordu. Siyaset bilimciyse; siyaset bilimci, stratejistse; stratejist, iktisatçıysa; iktisatçı, bunların "ala"larının olduğu tek parti CHP'dir ve nasıl olduysa, yönetimde olan herkes benim gördüğüm şeyi bırakın görmeyi derin derin uyumuştu.
O yüzden ben 1 Kasım'daki hezimetin kaynağının sandıkta ve iddia edildiği gibi büyük oranda SEÇSİS'te olduğunu düşünmüyorum.
En önemli faktör, muhtarların mikro bir çalışma ile oylarını "saray ricası üzerine" maluma emanet etmeleridir. Muhtarlar bu ağa kaç ekstrayı kaç liraya dahil etti diye bakmak isterseniz, onu bir önceki yerel seçimin muhtar oy tutanakları ile malumun bu seçimdeki oylarını sandık bazında karşılaştırarak yapabilirsiniz. (Bu fikri de kendi fikriniz gibi satıp, arkamdan kükreyin "danışmanlar", yanaşman hallerinizle beni çok eğlendiriyorsunuz.)
Tabii arada, kredi kartı borçları hakkında tek kelime etmeyen partinin, o borçları sildirmek ya da yandaş satın almak için kaç lira takviye yaptığını, bireysel borçlarını ödeyemeyen banka müşterilerinin ödeme kapasitesindeki bu ayki artıştan, örtülü ödenek rakamlarının açıklanmasından ve PTT bütçesindeki havale trafiğinden sonra en ince detayına kadar açığa çıkarılabileceğine de inanıyorum. Bu inancımı da poz kesmeyi, il ve ilçe örgütü dizayn etmeyi vekillik yapmak sanan vekiller dışında, halkın geleceğine sahip çıkacak bir vekilin seçilmiş olup olmadığını bilmemek yaşatıyor. (Vekillik ve ötesi ve yanaşmanları da bir başka yazı konusu olsun.)
İlave olarak, partili olmayan bilmez, bizim yani CHP'nin, her seçim öncesi hayalet seçmen taraması yapması gerekir. Elimizde olan imkanlarla sokak sokak gezerek ama çoğunlukla, mahallelerden ve üyelerden gelen feryatlar üzerine hayalet seçmen enselenir ve Nüfus Müdürlüklerinde itiraz etmenin çeşitli zorluklarını seçmenle beraber göğüslerdik. Benim gördüğüm kadarıyla, örgütlerimiz de bu hususta bu seçim mışıl mışıl uyumuş.
Bir başka husussa, mahalle çalışmalarında kilitli. Bu malum parti her seçim, erzak dağıtır. Meclis üyeleri kanadıyla da yapar bunu. Oylar resmi matbaada basılmayalı beri, basılmış oya mühür vurulur ve erzak içine konarak, dağıtılır. Enseletmeniz de oldukça zordur. Suçüstü halinde yakalatsanız bile, ardından yakalayanlar sürülür. Bu oylar, seçmen iradesine direk ipotek koyar. Burada kim suçlu derseniz, hırsız elbette suçlu ama oyların resmi matbaa dışında hazırlanması kanunu çıkarken, o Meclis muhalefetinde CHP, MHP ve HDP vardı ve bu yasalar o Meclis'ten fevkalade kolay geçti.
Diğer bir nokta da, sandık alanında yapılan hilelerdedir, önceden tezgahlarlar. Kat görevlilerini doğru dürüst oluşturmazsanız, müşahitler sandık kapanırken gelirse, kat görevlisi bahçede laklağa dalarsa mesela leyleğin ömrünün iki laklak olduğu feyzi ile resmi tutanaklardaki bu oy oranları çok rahat çıkar.
Nasıl derseniz, ilgili mahalle sorumlusunu basılı ve mühürlü bir pusulayla okula gönderirler. Gelen seçmen bahçe kapısında karşılanır. Kattaki sokak sorumlusu, komşusunu karşılar. Komşusuna der ki, bu pusulayı zarfın içine koy ve sandığa at, yeni pusulaya mührünü bas ve bana getir. Çocuğunun işten atılmasından korkan, borcunu ödeyememekten korkan, engelli yardımı alamamaktan korkan, basılı mührün aynısını geri götürdüğünde evvelce zarar gören kim varsa oyunu böyle atar. Bu hilelerinde bir tane pusula mühürsüz çıkar. Yakalatmaksa tam bir takım oyunu ister. Hatta öyle bir takım oyunu ister ki, mahallede o insanın korunmasını, çocuğuna yeniden iş bulunmasını bile kapsar.
Tüm bunları nasıl biliyorsun diye soruyorsanız, "çalışmayan" ve "fakir" bir CHP İlçe Yöneticisiydim, nasıl çalışmamışsam(!) artık...
İşte bu nedenle, CHP yenilenip, çamura düşmüş bir altın gibi parlayan halkımızı, bu rezillik ağından kurtarmalıdır çünkü tepedekiler yapamıyorsa, bunu yapacak taban vardır CHP'de!
NOT: Yazı size varsayım gibi mi geliyor? Anlattığım vakaların toplandığı çalışmalardan biri. Tek fark, ben yaşayarak öğrendim.
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2014-110-1346
Yorumlar
Yorum Gönder
Call me. ;)