Kimse Bize Kötü Kampanya Demedi

Sayın Kılıçdaroğlu, seçim sonrası ilk mülakatında, meydanlarda kimse bize kötü yapıyorsunuz demedi dedi.

Sayın Kılıçdaroğlu'na seçim öncesi ona eleştiri yönelten herkesin düşman ilan edildiğini söyleyen bir danışmanı yok mu? Hadi danışmanı geçtim, dostu da mı yok?

Sayın Kılıçdaroğlu, benim kim olduğumu bilir.

Ben de her şeyden evvel ailemin babası gibi gördüğüm bu kişiye bir dostluk yapacağım. Aklıma geldiği gibi eksiğini gediğini buradan dillendireceğim.

Çevrenizdekiler size lider olmak noktasında telkinlerde bulunurken, çağdaş siyaset bilimi hakkında ne biliyor? Misal, Bourdieu'den haberleri var mı? Çünkü benim gördüğüm kadarıyla benim bile 10 yıldır bildiğim bu isme ve fikirlerine dair en ufak bir bilgileri yok. Neden derseniz, parti içi güç savaşını kazanmak ve delegeyi istediğin gibi kurmakla, lider olunabileceğini sanıyorlar. Oysa bu gücü koltuk korumak için kullanmadır. Biz diktatörü kime söylüyoruz?

Sonra farkında mısınız sizin nezdinizde biz, tam 13 yıldır, bir siyasi marka ile mücadele ediyoruz. Markalar birbiri ile mücadele ederken, birbirlerine hakaret mi ediyorlar? BMW, Audi, Mercedes, Bentley birbirine hakaret mi ediyor? Coca Cola ve Pepsi'de, Pepsi neyle kaybediyor son günlerde Türkiye'de?

Eski bir reklam vardır. Mercedes ve BMW sürücüleri yolda yanyana gelir, bir anda kapışmaya başlarlar, viraja girerler. Sahne kapanır. Sahne açılır. Mercedes virajı alamamış ve uçurumun dibindedir. Sürücü ters dönmüş koltuktan çıkar, ama burnu bile kanamamıştır. Sahneye yazı gelir: "Eğer bir Mercedes'teyseniz, böyle bir kazadan burnunuz bile kanamadan çıkarsınız ancak BMW'de olsaydınız, o virajı zaten alırdınız."

Peki biz niçin virajın CHP ile alınabileceğini gösteremiyoruz?

Bir önceki seçim kampanyasında alkışlamamız nasıl algılandı? Kedilerin peşine takılmış deliler gibi gösterilmedik mi diğerlerince? Bu seçimde Önce Türkiye'yi diğerleri ile beraber nasıl kullandık? 6 kelimelik slogan mı olur? Reklamı nerede öğrendiler?

Koca Coca Cola, 100 yıldır, haberiniz yoksa söyleyelim "Mutlu bir an" satıyor. Biz bu memlekette 90 yıl var olup, niçin "Uygar Türkiye"ye halkımızı ikna edemiyoruz? Aa, pardon, biz hep iktidarı yenmeyi sattık, bu hiç aklımızda yok ki bizim. Parti programımızda "Uygar Türkiye" varken, biz nasıl reklama "seni yeneceğim" koyuyoruz?

Değişimin anahtarı kadınlar ve gençlerken, biz nasıl oldu da son dakikada gol olarak yayınladığımız reklamda, ringe çıkan boksör edasıyla erkeklere hitap etmeye devam ettik? Hedef kitlemiz ne zamandan beri boks sevenler oldu?

90 yıllık dev çınar, niçin hep erkek egemen konuşuyor?

Seçmece önseçim ile lider sultası kayıp mı oluyor? Lider sultası kayboluyorsa, halk nasıl buna inanmıyor? Demek ki neymiş, etrafınızdaki bilmişlerin dediği gibi değilmiş. O bilmişlerin aptal gördüğü halk, "Teyze biz Allah'ın Kulları Partisinden geliyoruz" dediklerinde, "Evladım ben Cenab-ı Hakk'ın Partisine oy veriyorum" diyor. Cahili yanınızda arayın. Halkta cahil yok çünkü "okumak cahilliği alır, eşeklik baki kalır" diyor aynı halk.

Dolgulu listelerle (Kontenjan adaylıklardan söz ediyorum) demokrasinin neresi gelişiyor?

21. yüzyılda rakip takım tüm ulusal medyayı ele geçirirken, dev çınar kendi televizyonunu nasıl hala kuramadı?

Adaylardan ve çevrenizden kaç kişi sizin kadar temiz? Belediyelere ithal edilenler belediyelerde hangi naneyi, kiminle yiyiyor? Tebdili kıyafet ile kaç kapımızı gezdiniz?

Bir partinin içindeki vekil, seçimden iki hafta önce "Cumhurbaşkanlığından para transferi var. PTT üzerinden ödeme yapılıyor." derken, her gün televizyonlarda çarşaf çarşaf haber olan adam, muhtarlarla toplantı yapmaya başlayınca, niçin bir tek danışmanınız kafasını çalıştıramıyor?

Suriye meselesinde, iş bu raddeye gelmeden Kocaeli'de yerel basın mensupları ile yaptığınız toplantıda size bir soru sormuştum. Neden gereğini yapmaktan çekindiniz?

Gebze'de önseçim ile ilk belediye meclis üyesi listesini kontenjansız uygulatırken bize verdiğiniz desteği, niçin genel seçimde önseçim istediğimizde çektiniz?

Avukatlarla kök söktürdüğümüz Gebze Belediye Meclisi'nde, bir ayda "Köşker, CHP'ye hesap verdi" manşeti attıran yönetimle, belediye meclis üyelerimiz aslan gibi kükrerken, karşı tarafın adamları tarafından, "madem demokrasi sizde var, seçilmiş yönetimi niçin görevden aldırıyorsunuz" soruları ile muhattap ettiniz?

Sahi, demokrasiden kıymetli olan ne?

Trabzon'da demokrasiden kıymetli olan neydi?

İzmir'de demokrasiden kıymetli olan neydi?

Biz demokrat mıyız? Madem demokratız, çağdaşlık hedefimiz nerede? Madem demokratız, seçilmişler görevden iftira ile aldırılabiliyorken, bu ülkenin halkı neden sizin seçtiklerinizi seçmek zorunda? Vekalet edilen koltuklar, vekalete tapulu mu?

Bir yapı ya demokrattır ya da demokrat değildir. Demokratımsılık diye bir şey yoktur. O danışmanlar bir zahmet önce bunu öğrensin.

İnsanlar markalara, markalar verdikleri sözleri tutuyorlar diye sahip çıkıyorlar, farkında mısınız? Bosch mesela, bu konuda oldukça öndedir. Peki, bizim markamız demokratlık sözünü niye tutmuyor?

Marka denince içi hep boş kalır. Oysa marka, önce değerler topluluğudur. Parti programını okuyun demekle, marka pazarlanmaz. Marka; duruşu, yürüyüşü, oturuşu, kalkışı, davranış biçimi, değerleri, sembolleri ile bir bütündür. Logoda hızlı gösteriyor diye italik kullanırsan, o italik sana güvensizlik olarak geri döner. Marka pazarlayan çaylak bile bunu bilir. Biz bu hatayı da yaptık. Ancak, o kadar iyi reklam ve marka ve pr ve iletişim bilirler ki sizin çevrenizde, bunu değişim diye çakmaya kalkarlar.

Badem dediklerimize karşılık bizde belirgin bir fiziksel özellik görüyor musunuz? Mesela bu bile, bir aidiyet kurgusu üretir. Yapılarda manevi aidiyet esastır. Sahi biz ait miyiz bu partiye? Gençler kendilerini Atatürk'e ait hissederken CHP'ye neden ait hissetmiyor? Üstelik Atatürk, 70 yıldır konuşmuyor. İnsanlara neyin hayalini veriyoruz biz? 70lerde "Ak Günlere" diyen parti miyiz biz? Cumhuriyet balolarımız nerede öyleyse? Toplumda oturup kalkması ile saygı uyandıran, bilgisi ve alçak gönüllülüğü ile taht kuran, kendi arabasını kendi kullanan mevki vekilleri nerede?
Nezaket ve deha nerede? Bizim fiziksel özelliklerimiz yoktu ama bu partice korunan kişilik özellikleri vardı.

Şimdi, parti binası içinde partilisinin elini sıkmaktan aciz insanlar mı bizim temsilcimiz? Bizden daha az bilen ancak daha çok parası olanlar mı bizim temsilcimiz? Partisi için kuruş harcamaktan çekinen ama partisindeki insanları küçük düşürmek için çömertçe para harcayıp, yalan haber yaptıran ve bunu sağda solda ağzını yaya yaya anlatmasına rağmen, insanların karşısında reddedenler mi bizim temsilcimiz? Proje çalan ve parlak görünüp, modern dönemde kalan kafaları ile çağdaş pozlar atan egolu kendini bilmezler mi bizim temsilcimiz?

Önce insan diyene, önce ben diyenler mi temsilcimiz?

Önce demokrasi diyenlere, telefon açıp, yönetimi düşürmezseniz, sizin geleceğinizi karartırım diyenler mi?

Kötü mü arıyorsunuz?

İyi bulabildiniz mi?

Yanlış mı arıyorsunuz?

Doğru bulabildiniz mi?

Kimse Nike 75 lirayken, sahte Nike almaz.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım