Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kamuoyuna Duyurulur

CHP Gebze'de, seçimleri, tarafı ve kadrosu olduğum grup kazandı. Facebook hesabımda aynı gece şu durum mesajını yayınladım. "CHP Gebze'nin değerli üyelerine, yönetici olarak beni ve arkadaşlarımı tekrar göreve tayin etmelerinden dolayı teşekkür ediyorum. İade-i itibar CHP'nin karakteridir, karaktersizler bilmez ." Türkiye gibi okuduğunu anlama oranının, yüzde on olduğu bir ülkede söylediğimin anlaşılmaması, dahası kasıtlı olarak yanlış noktalara çekilmesi ve bunun ilgili mesajı haber yapacak kadar gazetecilikten anlayan sözde gazeteler gibi, kimi yayıncılarının kim ya da kimlerin kalemşörü olduğunu çok iyi bildiğimiz yerel gazetelerce sola sağa çekilmesi, hiç şaşırtıcı değil. Efendim, neymiş? CHP Gebze mensuplarına hakaret varmış. Bu lafı eden kör mü ki, "CHP Gebze'nin değerli üyelerine ... teşekkür ediyorum" cümlesini görmüyor? Yine ve yeniden hiç şaşırtıcı olmayarak, bizi hedefe koymak için uğraşanlara inat, bizi göreve takdir eden CHP ...

Hileleri ile 1 Kasım

Aslında olanlar, uzun bir hikaye. İşin bir sandık öncesi, bir sandık sırası/zamanı, bir de sandık sonrası var ve aslına bakarsanız bence olayın hinliği en fazla sandık öncesinde. Sandık sırasında olan olaylara, Türkiye'nin dört bir yanındaki, muhalif parti sandık temsilcileri ve Oy ve Ötesi ile seçmenler müdahil oldu, partili olan ya da olmayan avukatların da desteği ile çoğu hile tespit edildi ve gereği yapıldı. Sandık sonrası kısmında, benim doğrulatabildiğim kadarıyla, Oy ve Ötesi'nin açıkladığı 10.000 oy maalesef yanlış değil. Lakin, siz de takdir edersiniz ki, 54 milyon seçmende 10.000 oy da ana muhalefet ile iktidar arasındaki oy farkını yaratan unsur değil. Zira CHP, 12 milyon oy alırken, iktidar 23 milyon oy alıyor. Seçim sistemimizde de, birinci vekiller 100.000 oyda çıkar. SEÇSİS ve SEÇSİS'e ait sorunlar nasıl bertaraf edildi derseniz, %100 olarak bertaraf edildiğini düşünmüyorum çünkü YSK bu yönde bağımsız karar veren bir kurum olma yetisini kaybedeli çok...

Kimse Bize Kötü Kampanya Demedi

Sayın Kılıçdaroğlu, seçim sonrası ilk mülakatında, meydanlarda kimse bize kötü yapıyorsunuz demedi dedi. Sayın Kılıçdaroğlu'na seçim öncesi ona eleştiri yönelten herkesin düşman ilan edildiğini söyleyen bir danışmanı yok mu? Hadi danışmanı geçtim, dostu da mı yok? Sayın Kılıçdaroğlu, benim kim olduğumu bilir. Ben de her şeyden evvel ailemin babası gibi gördüğüm bu kişiye bir dostluk yapacağım. Aklıma geldiği gibi eksiğini gediğini buradan dillendireceğim. Çevrenizdekiler size lider olmak noktasında telkinlerde bulunurken, çağdaş siyaset bilimi hakkında ne biliyor? Misal, Bourdieu'den haberleri var mı? Çünkü benim gördüğüm kadarıyla benim bile 10 yıldır bildiğim bu isme ve fikirlerine dair en ufak bir bilgileri yok. Neden derseniz, parti içi güç savaşını kazanmak ve delegeyi istediğin gibi kurmakla, lider olunabileceğini sanıyorlar. Oysa bu gücü koltuk korumak için kullanmadır. Biz diktatörü kime söylüyoruz? Sonra farkında mısınız sizin nezdinizde biz, tam 13 yıldır, b...

Melankoli

Ekim başka, Kasım bambaşka. En iyi Turgut Uyar dizeleri bilir hislerimi... "... Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak Toprak ve insan kokularıyla, Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için Başımı alıp gideceğim. Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak  Toprak ve insan kokularıyla, Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için Başımı alıp gideceğim." Bir gün...

Hiyasetçi

Doğal yaşam alanı 26-45 doğu boylamları ile 36-42 kuzey enlemleri arasında olan bu tür, arapça kökenli adlandırılması ile siyasetçi, latin kökenli adlandırılması ile politikacı olarak anılan türden büyük oranda farklı olup, nitelik olarak aynı görevi üstlenmiştir. Niceliği 550 ile sınırlı olan bu tür yer yer 550/2 + 1 çoğunluğa ulaşabileceği gibi 367'yi de zorlayabilir. Hiyasetçinin ortalama yaşam süresi 4 yıl ile sınırlı olup, türün uzun yaşamak eğilimi yüksek ve her bireyinde sabit bir özelliktedir. Türde sabit olmayan özellikler, ırka, mezhebe ya da teröre dayalı hiyaset yapma özelliğidir. Hiyaset iki temel öğeden beslenir: Hamaset ve Hıyaayt felsefesi. Hamaset için ırk, mezhep ya da terör bazlı bir hiyaset anlayışı vazgeçilmezdir. Yavru hiyasetçiler bu eksene göre seçilir, gereğinde feda edilmesinde Hiyasetçi bir sakınca görmez. Olgun bir hiyasetçinin en iyi silahı Temokrasi'dir. Kullanımından bağımsız olarak, Temokrasi yavru hiyasetçileri ve tikmenleri "böl, par...

Telekomünikasyon Oligopolü ve Yeteneksizsiniz

Oligopol deyince, çok enteresan bir şeyden bahsettiğimi sanacak olan, iktisatla alakası olmayan pek çok okurum olabilir. Hemen belirtmeliyim ki, ornitorenk gibi bir kelime hakkında yazıyor olmayı tercih ederdim. Zira, bu sizin için olduğu kadar en az benim için de çok dahazevkli bir konu. Mamafih, bu konu süratle ele alınması gereken ve serbest ekonomiye sahip olan ve milli gelirinin "müthiş" yükselişi ile övünen bizden zengin ancak bizden geri yurdum politikacılarının aciliyetle düzeltmesi gereken konulardan biridir. Telekomünikasyon sektöründe mobil hizmetlerde, Türkiye'de bir oligopol vardır ve bu oligopol Türkiye'deki "Serbest Rekabet Kurumu!"nun ve kendini "Tüketici Hakkı Koruma" amacına vakfeden ancak halkça ne olduğu çok da bilinmeyen Tüketici Derneklerinin aciliyetle ilgilenmesi gereken bir durumdur. Bilenin bilmeyene anlatması için basitçe anlatmaya başlayalım. Oligopol, bir piyasaya belli sayıda şirketin sahip olma durumudur. O, b...

Istanbul

Ah Istanbul, ahh! Sendeki 425.262.727.637.894.237.903.128. ahdır kimligime kayıtlı olan! Ne aşktandır, ne acıdan! Yiten zamanadır bu not, bir daha kaybedilmeyecek o an. ... Uyar'ın bahar kokulu şiirleri de yetmez sana, Veli'nin fakir şiirleri de. Ah Istanbul, sen de yas tutmaktasın benimle. Emirgan'a selam söyle, Sor bakalım, Şimdi kaçıncı lale devrini bitirmektedir? Bebek'te bir bankta oturmakta mıdır hayalim sarmaş dolaş? Yeniköy'de şimdi hangi yeşil gözlü dilber ağlamaktadır? Taksim'de elinde çiçeklerle bekleyen o deli, benden başka deli bulmuş mudur kendine? Topkapı'nın sultanlara fazla gelen cariyeleri, Yenikapı'dan boğazın serin sularına raks edeli beri, hayaletler meskeni midir Megora kalıntıları Gülhane'nin kamburu çıkmış omuzlarında? Ahh, Istanbul, ah! Anlat bana o en eski hikayeleri yine. Bugünün hikayelerinde anlatılacak hiç bir şey yok!

"Başarısız" Türkiye

"Başarısız" olmak Türkiye'de, dürüst olmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, doğru söylemektir. "Başarısız" olmak Türkiye'de, iyi insan olmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, kimsenin nasıl yaşadığına takılmamaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, inandığın gibi yaşamaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, zengine tamah etmemek, fakirin elinden tutmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, statü sahibi olmaya çalışmak yerine, çalışmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, eleştirilmek ama ödüllendirilmemektir. "Başarısız" olmak Türkiye'de, meyve veren ağaç olup, taşlanmaya razı olmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, adaletin var olduğuna inanmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, eğitim almış olmaktır. "Başarısız" olmak Türkiye'de, saygılı olmak ve saygı beklemektir. "Başarısız" olmak Türkiye...

"Başarılı" Türkiye

Türkiye'de başarılı insan olmak demek, gece uyumak, sabah mesai saatinde işe başlamak ve akşam mesai saatinde işten çıkarken, iş içindeki arkadaşlarınızı başarısız kılmanın tezgahında bir adım daha yol almak demektir. Türkiye'de başarılı olmak demek, anne - babanızın sosyal çevresi ile iş edinip, kendinizi yetenekli sanmak demektir. Türkiye'de başarılı olmak demek, yalan söylemek, sevmediklerinize gülümseyerek onları kullanmak demektir. Türkiye'de başarılı olmak demek, insanları pohpohlayarak, makam ve mevkii edinmek demektir. Türkiye'de başarılı olmak demek, standart olmak, ötelere bakamamak demektir. Türkiye'de başarılı olmak, sınıfla benzer notları almak, en geç zamanında okulu bitirmek ve sürekli sürüye uygun hareket etmek demektir. Türkiye'de başarılı olmak, senden daha aptal adamların seni notlamasına statüleri gereği izin vermek demektir. Türkiye'de başarılı olmak demek, dedikodu yapanın dedikodusunu yapmaktır. Türkiye'de b...

Ah Şu Süper Kahraman!

Süper Kahramanlarla aranız nasıl? Ben çocukluğumdan beri çizgi-romanlara bayılırım. Belki bizim çocukluğumuzda, televizyonun çocukları eğlendirecek bir araç olmaması ya da yeterince yaygın olmaması vs. buna sebepti. Zira, hatırlarım, TV izlemek ritüel gibi bir şeydi. O küçük aklımla bana büyüklerin oyun saati başlamış gibi gelirdi hep. :)) Çocuklar için hiç bir eğlencesi olmayan büyüklerin toplanıp, çıt çıkarmadan izlediği kocaman bir oyuncaktı televizyon. Daha ağız dolusu ile televizyon olarak anıldığı günlerdeydi, henüz kimsenin "TiVi" satın almadığı zamanlardı yani. Ne seçelim de ne oynasın derdi, reytinglerde kaçıncı sırada geleceğiz kaygısı oyuncuları, yapımcıları, yönetmenleri, editörleri henüz sarmamıştı. Zira özel kanal Türkiye için henüz icad edilmemişti. İstiklal Marşı ile kapanış yapılırken, insanların evlerde ayağa kalktıkları bir zamandı işte, Necefli Maşrapa nasıl izlenmesin o tek kanalda karıncaların egemenliği başlamadan evvel? (Sahi, Necefli Maşrapa...

Velcome to Sici Fici

Başlığa dikkatle bakan, İngilizce eğitiminin şöyle kenarından geçmiş ya da bugünün deyimi ile İngilizceden "bi' dal almış" herkes kast etmek istediğim şeyi üç aşağı beş yukarı yakalamıştır. Yakalamayanlara girizgah gerekse şayet, nereden başlamalı? "Data mining" yani Türkçe adı ile "veri madenciliği" bulundu. Temelde internet ağının gelişmesi ile oluşan ve yapay zeka uygulamaları ile arama motorlarının topladığı verilerin birleştirilmesi sonucu daha büyük miktarda veriyi toplayarak işleyebilir olma yeteneğinden doğan ve bugün Dünya reklam endüstrisinin rotasını çizen pazarlamacılara, araştırma raporlarının ötesinde veriler sunan bu sistem, artık aktif olarak kullanılan bir pazarlama aracı. Data miningin en küçük kısımlarından birini ancak aynı zamanda ana kaynağını, belirli bir siteyi, bloğu veya diğer bir sosyal ağ kaynağını ziyaret eden tüm kullanıcıların izlenebilir ve verilerinin çerezler yoluyla toplanabilir olması oluşturur. Data...

P.S.

Sen benim canımı yakamazsın. Çünkü benim canımı sadece sevdiklerim yakar. https://www.youtube.com/watch?v=3TrSMaOZm3Y&index=29&list=PL5sKePoXGoXhl3Mv2__zG4ZO757pplxwp

Taç Giyen Baş Akıllansa

Resim
Bir programda hararetli hararetli bir siyasi "taç giyen baş akıllanır" diyerek açıklama yapıyor. Ne söylediğini duyuyor da, nerede yaşadığını görmüyor sanırım. "Taç giyen baş akıllanır" sözü, iddia ediyorum Türk Siyasi Hayatı'nın son 40 yılına egemen olmayan yegane sözdür. Zira, son 40 yılda yönetmek maksadı ile gelen yönetici sayısı ile devirmek maksadı ile gelen yönetici sayıları arasında ciddi bir fark vardır. Bahse konu bu fark ise devirmek maksatlıların açık ara önde skoru ile yükseliştedir. Siyasi hayatın kadrajını biraz daha daraltır da, siyasi partiler ve liderler özelinde konuya odaklanırsak, "Taç giyen baş akıllanır" sözünün anlamının çok uzağında, biat kültürünü besleyen yanı ile tanışabiliriz. Bizde, taç giyen baş mütevazileşmez. Bilakis, bilmemenin doğallığını, her şeyi bilmenin yapaylığı yutar ve bizde parti liderleri başa gelince her şeyi herkesten iyi bilir. O yoğun gündemlerinin içinde, günlük hayatı takipte açık fikirli ve ...

2 Mayıs

Diktatöre teslim edilmiş bir ülkenin bayram sabahı sonrası ilk sabahı. Çaresizlik, umutsuzluk her yerde. Para mı? %70 için sıkıntılı halde. Bazıları içinse hayal bile değil. Gelecek umudu kalmayan insana, hangi vaad umut olur ki? Şehirler geçiyorum. 301 Somalı. 300 Spartalı filminin de etkisiyle, algı üretmek için gerçek sayının saklandığı ve kahramanlık algısını hakim kılmak için jöleli kurabiye ekibince icad edilen kelime grubu olmaktan ibaret olsaydı keşke. Paralel evren mantığı ile bakarsak, kainatta bir yerde, 11 gün sonra bu ülkede en az 200 aile babasız, oğulsuz ya da eşsiz kalacak. Bugünün zamanında ise 11 gün sonra, 301 maden şehidi anılacak. Boş söze gerek yok, Ermenekli bir kadının söylediği ve benim aklımda 9 aydır her gün çınladığı gibi: "Ateş düştüğü yeri yakıyor!" Tekmeci yalakalar ordusu, haysiyetsiz haysiyetliler ve ırkından utanan soysuzların ırk simsarlığı altında ezilen yine işçi yani toplumun en altındaki sen-ben olarak, hediye etti...

Hikaye

Bir arkadaşım anlatmıştı bir zamanlar. Aklıma geldi. Yazmak istedim. Hatay'da bir ağa varmış. Günün birinde kardeşi ile kavga etmiş. Aynı gün ailesine bir daha asla kardeşi ile görüşmeyeceğini, ailesinden de kimsenin görüşmesini istemediğini söylemiş. Gel zaman, git zaman, kardeş, abisine hediye olarak sucuk göndermiş. Abi sucuğu görünce alıp, evin avlusuna fırlatmış ve köpeğine "Al bunu, ye!" demiş. Köpek, önce sahibine, sonra sucuğa sonra tekrar sahibine bakmış. Abi, "Niye yemiyorsun? Sen benden de mi asilsin?" demiş. Köpek bu lafın ardından evin avlusundan çıkmış ve bir daha geri dönmemiş. Abi, köpeği bütün şehirde aramış ancak o günden sonra köpek hiç bir yerde bulunamamış. İnsan  kendini köpek gibi adarsa, köpek gibi de gitmeli derim o günden beri. Hele bir de köpek yerine bile konmadıysan, o zaman saniye geçirmen bile kabahattir. Ne vakit bana verdiği değer üzerinden ego yapan birini görsem, aklıma bu hikaye gelir. "Bana bunu nasıl yapar...

Meşruluk ve Uyarı

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandığımı bildiren kağıt elime ulaştığında, kardeşimin ilk tepkisi, "Abla, okulun adını, fakülteni ve bölümünü eksiksiz ezberleyene kadar okul biter bence" olmuştu. Ağlarken kahkaha atmaya başlamıştım. Hacettepe Nükleer Enerji Mühendisliğine girecek kadar puan alıp, Türkçe-Matematik mezunu olduğum için puan kırılmasına uğruyordum. Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli koalisyonunun yani 57. hükümetin bizlere attığı en büyük kazıklardan biriydi bu. 180'de 180 soruya bakıyorduk üç saatte. Hayatımızın o üç saatinde, okulda lise 1'den sonra hiç öğrenmediğimiz, fizik, kimya ve biyoloji alanlarından da bir fen-matematik öğrencisi kadar mesuldük. Üstelik, fenci olmaları sebebiyle, o arkadaşlardan görece daha az akıllı bulunurduk. Sistemin bozukluğuna duyduğum öfke ile annemin elime tutuşturduğu University of Canterbury'den gelen başvuru formlarına şöyle bir göz atıp, kenara fırlatmış...

Uzaklar

Uzaklara çekip gidebilmeli insan. Pavese öyle söyler. "Yaşam doğduğun yerden uzakta geçmelidir," der. Çok nasihati dinlenesi bir kişilik değil benim için Pavese, lakin en sevdiğim yazarlardan biridir. Yine de bir rakama, bir duyguya takıntılı olmak, bir otel odasında mutsuzluktan intihar etmek gibi dramları sevmem. Belki de ilk gençlikte "Allah cezanı versin Werther!" diye söylenerek yaptığım Goethe okumalarının etkisiyle -tabii Werther bence %100 cezasını bulmuş bir karakter :))- karamsarlıkla da hoş değildir başım. Yani inadına yaşam, inadına mutlululuktur benim tutkum. Alıp başını çekip gidebilmektir. Ondan belki acid jazz melankoliği grupları değil de, "funk" severim daha çok. Şimdi bunları yazarken, okuyacak olanları düşünüyorum. Artık ne kadar uzak olduğumu düşünüyorum. Zira, klarnet seven ama funktan da vazgeçemeyen kaç kişi vardır ki bu ülkede? Peki bunu söylemeye cesaret eden? Etiketlere kıymet vermeyen? Yok. Kalmadı artık. ...

Aşk

"Aşkın hikayesini Durmaksızın feryad eden bülbüle değil, Sessiz sedasız can veren pervanelere sor!" Hz. Mevlana Pervane olanı bilir misin? "Her gönül bir tek sevgiliye dönüktür aslında, lakin; kıblesi yanlıştır. Bulduğunu sandığı şey, aslında aradığı değildir. Kimisi gül yüzlü bir güzele meftun, kimisi bir ceylan bakışlıya mecnundur. Bazısı Dünya'ya kanmış, bazısı mala mülke aldanmış. Oysa, her biri; bir sevgili tarafından sınanmaktadır." Hz. Mevlana Sevgiliden haberin var mı? "Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama, özünü görmek isteyen cana bakar." Hz. Mevlana Peki, cana bakacak cesaretin? "Derdimi seviyorum, bilirim ki derdimi veren de beni seviyor. Seven sevdiğinin nazını ölçüyor, sevilen çekmesin de neylesin?" Hz. Mevlana O vakit, durma, yürü! Varacağın asıldır, sureti geç. Ya Hu!

Ave Cesaria!

Ülke mi? Boş versene! Körler sağırlar, saraylarda birbirini ağırlarken, pasaportlar aile boyu olsun kampanyasına, vekaleten gönderdiklerin, Burger King kampanyalı menülerine, oburca cevap veren asaletten bihaber müşteri gibi atlarken, sana bana dert olan ülke hayatı, deniz olan maldan yiyen domuzlar dışında birinin umrunda mı? Aforizma mı? Daha neyini duydun ki! Eski usülüm vesselam. Dilimin kemiği de yok, edepsizce davranacak kadar edepsiz de değilim işte! Görgü meselesi. Kiminde bulunur, kiminde bulunmaz. Bu devir de, edebi olmayanın ederi olduğu devir ya, yaşamak tahminlerin ötesinde zor! Ne mi isterdim? Benim gösterdiğim kadar cesaret göstermeni. Ne gezer? Sende o cesaret ne gezer? Bey-Kadınlık var kanımda. Gelemiyorum öyle kıvırmalara, namertliğe! Köylüyüm bi-yerde; karından konuşmalardan da anlamıyorum işte. Umrunda mı? Değil. İşte öyle geçip gider günler, gün gelir; devran da döner... Dönene kadar durmasın şarkılar! EVORA ... Souviens-toi ...

Greve Selam: Metal İşçisi Grevde!

"İş, Ekmek, ÖZ - GÜR - LÜK!" Dün Gebze tarihi bir gün yaşadı. Türkiye'deki il ve ilçelerin aksine, Gebze yabancı ve yerli sermaye yatırımı ve geliri bakımından, Türkiye'deki tüm illere tek başına kafa tutabilecek tek ilçedir. Gebze Ticaret Odası'nın AKP eliyle kapatılmak istenmesi ve Kocaeli Ticaret Odası'nı bölgede tek hakim kılmak istemesi de, Gebze'nin elindeki bu kozu sıfırlamak isteği ile yakından alakalıdır. Malum, biz Gebze'yiz. Çoğuna göre varoştur adımız. Bizim için adı yurttur 34.5 - 41.5 arası. Bir sanayi şehri olarak, Gebze sessizdir. Geçim sıkıntısı sokaklardan; otobüslere, minibüslerden fabrikalara her yanı sarmıştır. Dün bu şehirde tarihi bir vaka oldu: Doğu, Batı, Kuzey, Her Yön GREV! Bu tarihe şahitlik edenler arasında Türkiye'nin Dünya Ekonomisindeki gururu ve şimdilerde CHP Kocaeli vekili olan Hurşit Güneş, HDP ve ÖDP gibi partilerin liderleri vardı. Sabah, işçilerin "Açlıktan Ölmeyiz, Biz Bu Yoldan Dönme...

Elektronik Kölelik

Hanımlar, Beyler; Çiçekler ve böcekler bu bahar yine insanlara şarkılar, şiirler ve hikayeler yazdıracak lakin gelin bu bahar biz de kendi destanımızı yazalım. Gün geçmiyor ki, yeni bir hurafe ortaya atılmasın ve bu hurafe (Hurafe dediğime bakmayın aslında, CHP'ye dair kehanetler yumağı bunlar) çoğu insanı CHP'ye karşı olumsuz konuşturmaya yetmesin. Günümüz dünyasına dair bir kaç tespitle başlamak istiyorum: -Dünya, uzay teknolojisinde hızla ilerliyor. CERN'den sonra Rosetta yeni icatların kapısını aralıyor. -Bize teğet geçtiği iddia edilen ekonomik kriz, Dünya'yı son 15 yıldır, bence sadece uyarıyor. -Krizin erken olarak çökerttiği ülkeler oldu ve bunu Yunanistan'ın vatandaşları net olarak anladı. Bugünün moda konusu Syriza'ya geçmeden önce, eski tip sol nidaları ile çığlık atanlara da selam vermek isterim. Dünya orak ile çekiç devrinde değil. Çağ bilişim çağı. Üzülerek söylüyorum ki, akıllı telefon tüketiminde dünya sıralamasında ön sıraları...

Eski

Eskidendi. O zaman, ağaçlar, ormanlar, sınırsız çayırlar ve dereler vardı sahnede. Çılgın gibi koştuğum tarlalar, buğday başakları vardı boyumca. Gelincikleri görünce, şarkı söylemek gibi bir huyum vardı sessiz sessiz. Uç uç böcekleri şans getirirdi, mutsuz olsam armut ağacım vardı, mutlu olmaya yeterdi. Çocukken huy edinmiştim herhalde, ne zaman canım sıkılsa, armut ağacının tepesinde alırdım soluğu. Tepedeki çatal biçimli koltuğu benim için hazırlamıştı işte armut. Ne güzel görünürdü her yer armutun tepesinden. Rüzgar dallara şarkı söyletirken, günün devrilen ışığında, ağaçta uyumak ne keyifliydi. Sevdiğim ağaçlar gibi, sevdiğim insanlar da bir bir geçiyor yeryüzünden. Geriye sadece özlemle anılan hayaller kalıyor. Arada bir hatırladıkça o günleri, sadece çok özlüyorum. Beylik laflara gerek yok; yaşlanıyorum, yaslanıyorum.