Taç Giyen Baş Akıllansa
Bir programda hararetli hararetli bir siyasi "taç giyen baş akıllanır" diyerek açıklama yapıyor.
Ne söylediğini duyuyor da, nerede yaşadığını görmüyor sanırım.
"Taç giyen baş akıllanır" sözü, iddia ediyorum Türk Siyasi Hayatı'nın son 40 yılına egemen olmayan yegane sözdür. Zira, son 40 yılda yönetmek maksadı ile gelen yönetici sayısı ile devirmek maksadı ile gelen yönetici sayıları arasında ciddi bir fark vardır. Bahse konu bu fark ise devirmek maksatlıların açık ara önde skoru ile yükseliştedir.
Siyasi hayatın kadrajını biraz daha daraltır da, siyasi partiler ve liderler özelinde konuya odaklanırsak, "Taç giyen baş akıllanır" sözünün anlamının çok uzağında, biat kültürünü besleyen yanı ile tanışabiliriz.
Bizde, taç giyen baş mütevazileşmez. Bilakis, bilmemenin doğallığını, her şeyi bilmenin yapaylığı yutar ve bizde parti liderleri başa gelince her şeyi herkesten iyi bilir. O yoğun gündemlerinin içinde, günlük hayatı takipte açık fikirli ve ileri görüşlü bir ekip de yoksa, bu çok bilme hali; lideri başarısızlıktan başarısızlığa sürüklerken, başarısızlığı başarı gösterme refleksi yükselir ve "süper lider" bir anda "otoriter lider" oluverir.
Kavramlara ya da olgulara sığınmaksa meselenin basit yanıdır.
Nasıl lider olacağınıza karar vermek ile ne zaman bırakacağınızı bilmek liderlik envanterinin iki olmazsa olmaz noktasıdır. Lakin güç, muhtarlık koltuğunda da, en tepedeki koltukta da aynı şekilde tatlıdır.
Hz. Süleyman'ın kıssasını bilen bilir ancak tekrar etmekte fayda görüyorum. Hz. Süleyman gücü en üstte yaşayan insanlık figürlerinden biridir. Siz ister dini sembol olarak alın, isterseniz örfi sembol olarak alın, onun kıssasında rivayet şudur:
Hz. Süleyman bir gün güçten kaynaklanan sorumlulukları altında manevi olarak kendini çok güçsüz hisseder ve dua eder. Der ki, "Allah'ım, benden sonra hiç kimseye böyle büyük bir servet verme!"
Hikayenin felsefik yanı üzerine türlü hikayeler yazılabilir ancak Mevlana'ya göre, Süleyman güç sarhoşluğuna kapılmadan idare etmenin zorluğunu fark eder ve Mevlana Süleyman'ın bu duayı doğru yoldan ayrılmadan idare etmenin zorluğundan etkilenerek; ilmi olmayana, mevkii verilmemesinin Allah'tan rica edilmesi olduğunu düşünür.
Oysa bizde Süleyman zenginliği ile anılır ve onun bu duada kıskançlık ettiği bile söylenir. Oysa peygamberlere kötü özellik yüklemedeki toplumsal hafıza, kötünün kötülüğünü gizlemekte de üstün yeteneğe sahiptir: Süleyman kıskanç bulunur da, Karun hatırlanmaz, hikayesi anlatılmaz bile!
Taç giyen baş akıllanmalıdır. Bu Macchiavelli'nin Prens'inde de, Weber'in "The Theory of Social and Economic Organisations" eserinde de, Mevlana'nın Mesnevi'sinde de, hatta bence İbn-İ Haldun'un Mukaddime'sinde de değinilen bir husustur. Mamafih, yamalı bohça bir zihinle büyüyen bizim sözde gelişmekte olan lakin zihinsel evren bakımından az gelişmiş olan ülkemizde ve politikamızda, taç giyen baş akıllanmaz!
Bilakis, o baş, "Ali kıran, baş kesen" olur ve yine o başa yaranmak için yapılan yalakalığın adı "Aman, bana yalaka denmesin" fikri ile liderin yaptığı hatalara sessiz kalmanın adı değişsin diye, "Taç giyen baş akıllıdır" olarak algılanır ve bu yolla aptallaşan otoritenin yanında, kurnaz ama üretemeyen kadrolar elinde oyuncak olan siyasi partiler ve onların liderleri ile karşı karşıya kalırız.
Peki Taç Giyen Baş Hiç Mi Akıllanmaz?
TAÇ GİYEN BAŞ AKILLANIR
Ne zaman mı?
O baş, akıllanmadığında, kalabalıkların onu yerinden etmesini sağlayacak, kalabalıkları temsil eden kurumların baskısından çekindiği ölçüde akıllanır.
Bu kurumlar var oldukça o baş akıllanmaya da devam eder çünkü akıllanmak aynı zamanda "akıl almak" olduğunu liderciğe öğretir ve lideri üretir.
Bu kurumların olmadığı ve sözde varmış gibi yapıldığı tüm yapılarda (yani STKlardan, devlet yapısına kadar tüm siyasal yaşam aktörü olan yapılarda) akıllanan bir baştan değil, biat eden yalakalardan ve "otoriter liderlikten" söz edilebilir.
Kalansa, sadece süslü bir ötekileştirmeden ibarettir. Hatta bir bakıma ilk aşamasında, aynı zamanda oksidantalisttir. Lakin bu başlı başına bir başka konu olarak başların akıllandığı vakitlere özel bir tartışmadır.
;)
Neyse bugün Pazar ve Turgut Uyar'dan dökülen dizeler gerek kokuşmuş siyasetten artık hayatlarımıza:
Ne söylediğini duyuyor da, nerede yaşadığını görmüyor sanırım.
"Taç giyen baş akıllanır" sözü, iddia ediyorum Türk Siyasi Hayatı'nın son 40 yılına egemen olmayan yegane sözdür. Zira, son 40 yılda yönetmek maksadı ile gelen yönetici sayısı ile devirmek maksadı ile gelen yönetici sayıları arasında ciddi bir fark vardır. Bahse konu bu fark ise devirmek maksatlıların açık ara önde skoru ile yükseliştedir.
Siyasi hayatın kadrajını biraz daha daraltır da, siyasi partiler ve liderler özelinde konuya odaklanırsak, "Taç giyen baş akıllanır" sözünün anlamının çok uzağında, biat kültürünü besleyen yanı ile tanışabiliriz.
Bizde, taç giyen baş mütevazileşmez. Bilakis, bilmemenin doğallığını, her şeyi bilmenin yapaylığı yutar ve bizde parti liderleri başa gelince her şeyi herkesten iyi bilir. O yoğun gündemlerinin içinde, günlük hayatı takipte açık fikirli ve ileri görüşlü bir ekip de yoksa, bu çok bilme hali; lideri başarısızlıktan başarısızlığa sürüklerken, başarısızlığı başarı gösterme refleksi yükselir ve "süper lider" bir anda "otoriter lider" oluverir.
Kavramlara ya da olgulara sığınmaksa meselenin basit yanıdır.
Nasıl lider olacağınıza karar vermek ile ne zaman bırakacağınızı bilmek liderlik envanterinin iki olmazsa olmaz noktasıdır. Lakin güç, muhtarlık koltuğunda da, en tepedeki koltukta da aynı şekilde tatlıdır.
Hz. Süleyman'ın kıssasını bilen bilir ancak tekrar etmekte fayda görüyorum. Hz. Süleyman gücü en üstte yaşayan insanlık figürlerinden biridir. Siz ister dini sembol olarak alın, isterseniz örfi sembol olarak alın, onun kıssasında rivayet şudur:
Hz. Süleyman bir gün güçten kaynaklanan sorumlulukları altında manevi olarak kendini çok güçsüz hisseder ve dua eder. Der ki, "Allah'ım, benden sonra hiç kimseye böyle büyük bir servet verme!"
Hikayenin felsefik yanı üzerine türlü hikayeler yazılabilir ancak Mevlana'ya göre, Süleyman güç sarhoşluğuna kapılmadan idare etmenin zorluğunu fark eder ve Mevlana Süleyman'ın bu duayı doğru yoldan ayrılmadan idare etmenin zorluğundan etkilenerek; ilmi olmayana, mevkii verilmemesinin Allah'tan rica edilmesi olduğunu düşünür.
Oysa bizde Süleyman zenginliği ile anılır ve onun bu duada kıskançlık ettiği bile söylenir. Oysa peygamberlere kötü özellik yüklemedeki toplumsal hafıza, kötünün kötülüğünü gizlemekte de üstün yeteneğe sahiptir: Süleyman kıskanç bulunur da, Karun hatırlanmaz, hikayesi anlatılmaz bile!
Taç giyen baş akıllanmalıdır. Bu Macchiavelli'nin Prens'inde de, Weber'in "The Theory of Social and Economic Organisations" eserinde de, Mevlana'nın Mesnevi'sinde de, hatta bence İbn-İ Haldun'un Mukaddime'sinde de değinilen bir husustur. Mamafih, yamalı bohça bir zihinle büyüyen bizim sözde gelişmekte olan lakin zihinsel evren bakımından az gelişmiş olan ülkemizde ve politikamızda, taç giyen baş akıllanmaz!
Bilakis, o baş, "Ali kıran, baş kesen" olur ve yine o başa yaranmak için yapılan yalakalığın adı "Aman, bana yalaka denmesin" fikri ile liderin yaptığı hatalara sessiz kalmanın adı değişsin diye, "Taç giyen baş akıllıdır" olarak algılanır ve bu yolla aptallaşan otoritenin yanında, kurnaz ama üretemeyen kadrolar elinde oyuncak olan siyasi partiler ve onların liderleri ile karşı karşıya kalırız.
Peki Taç Giyen Baş Hiç Mi Akıllanmaz?
TAÇ GİYEN BAŞ AKILLANIR
Ne zaman mı?
O baş, akıllanmadığında, kalabalıkların onu yerinden etmesini sağlayacak, kalabalıkları temsil eden kurumların baskısından çekindiği ölçüde akıllanır.
Bu kurumlar var oldukça o baş akıllanmaya da devam eder çünkü akıllanmak aynı zamanda "akıl almak" olduğunu liderciğe öğretir ve lideri üretir.
Bu kurumların olmadığı ve sözde varmış gibi yapıldığı tüm yapılarda (yani STKlardan, devlet yapısına kadar tüm siyasal yaşam aktörü olan yapılarda) akıllanan bir baştan değil, biat eden yalakalardan ve "otoriter liderlikten" söz edilebilir.
Kalansa, sadece süslü bir ötekileştirmeden ibarettir. Hatta bir bakıma ilk aşamasında, aynı zamanda oksidantalisttir. Lakin bu başlı başına bir başka konu olarak başların akıllandığı vakitlere özel bir tartışmadır.
;)
Neyse bugün Pazar ve Turgut Uyar'dan dökülen dizeler gerek kokuşmuş siyasetten artık hayatlarımıza:

Yorumlar
Yorum Gönder
Call me. ;)