Uzaklar

Uzaklara çekip gidebilmeli insan. Pavese öyle söyler.

"Yaşam doğduğun yerden uzakta geçmelidir," der.

Çok nasihati dinlenesi bir kişilik değil benim için Pavese, lakin en sevdiğim yazarlardan biridir. Yine de bir rakama, bir duyguya takıntılı olmak, bir otel odasında mutsuzluktan intihar etmek gibi dramları sevmem.

Belki de ilk gençlikte "Allah cezanı versin Werther!" diye söylenerek yaptığım Goethe okumalarının etkisiyle -tabii Werther bence %100 cezasını bulmuş bir karakter :))- karamsarlıkla da hoş değildir başım.

Yani inadına yaşam, inadına mutlululuktur benim tutkum. Alıp başını çekip gidebilmektir.

Ondan belki acid jazz melankoliği grupları değil de, "funk" severim daha çok.

Şimdi bunları yazarken, okuyacak olanları düşünüyorum. Artık ne kadar uzak olduğumu düşünüyorum.

Zira, klarnet seven ama funktan da vazgeçemeyen kaç kişi vardır ki bu ülkede?

Peki bunu söylemeye cesaret eden?

Etiketlere kıymet vermeyen?

Yok. Kalmadı artık. Bence Atatürk yaşasa, ortalama sorarlardı ona da.

Demem  o ki, bu çağda, bu anda, bu memlekette binlerce iyi yetişmiş, yeni fikirlerle dolu, ileri görüşlü, analitik zekaya sahip insan gibi ben de bir köşede çürümekle çürümemek arasında bir tercihle burun burunayım.

Ülke, bizlere hiç bir şey sunmuyor çünkü ülkenin "çok önemli zatın" önüne yatma işleri var.

Dün 24 Nisan. Çanakkale cephesinin en kanlı çıkartmasının yaşandığı gün.

Peki ne olduğunu biliyor musunuz bu tarihte?

261 Rakımlı tepenin "Kanlıbayır" olarak Anzak askerlerinin anılarına girmesine neden olan tarihtir.

O gün Türk Ordusu, vatanını işgale gelen itilaf devletlerine, 2000 askeri kaybetmenin ne demek olduğunu gösterir. Türk Ordusu sadece 7 şehit verir bu çıkarmada.

Tepenin düşmemesinin nedeni Yarbay Mustafa Kemal'dir.

Şimdi bu tarih, Fatih Sultan Mehmet'in bağımsız kilise kurmalarına izin verdiği Ermenilerin, soykırıma uğradıklarını iddia ettiği "anma günü" oldu.

Bizde de savaşta onca başarıya sahip olmamıza ve "18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü"ne sahip olmamıza rağmen, hazretin talimatı ile 23 Nisan'ı gölgeleyecek gün olarak bir başka "anma günü" organize edildi. Anan anana zaten bu ara.

Ölmüşler üzerinden siyaset yapmakla suçlamalarına bakınca, bu zorbalığı kahramanlık ve destan hikayeleri ile karıştırarak satmalarına bakınca, adam sanabilirsiniz. Zira bunca kukla, soytarı elinde aynı taklayı atarken, bilmeyen neylesin ki?

Sonra diyorum ki, bilen anlatsın. Sonra aklıma geliyor, aptal olmamak, bilmek bizde en büyük suç. Al gülüm ver gülüm ile çalışan zatı şahaneler sistemine ters. Ağır konuştuk bak, Swing de tür olarak güzeldir müzikte. :)) Ne de olsa tüm bu yazdıklarımız bir çeşit müzik!

Neyse ne diyordum? Kendimden bahsediyordum ya size. Devam edeyim. Malumunuz bencilimdir çok, başkasına bakana kadar kendime bakmayı öğretmiştir Mevlana bana. ;)

Ben, öğrenmeden bir gün bile geçirmekten korkarım.

Bugün jazz, funk; Hegel, Kant diye konuşup, ahlak felsefesinin temellerini tartışabilir haldeysem, fizik ve mekanik konuşabilir, uzay keşifleri ve bozon fiziğine ait teorileri okuyabilir ve anlayabilir haldeysem, iki-üç yabancı dil bilerek, tepeme dikilen bir erkeğin iki dudağına bağlı olmadan evlenebiliyor ya da boşanabiliyor olmak hakkına, oy hakkına ve söz hakkına sahipsem, bu biraz, o Yarbay Mustafa'nın o gün o bayırda düşmana dur demesi, biraz Gebze'de yapılan çete baskınlarında, dayımı öldürenleri araştırması için, Yahya Kaptan'a bölgeyi koruma görevi vermesi, Yahya Kaptan'ın o koruma vazifesinde kellesini vermesi sayesindedir.

Ben Nutuk'taki Celalettin Bekir'in hiç doğmayan torunları yerine de doğan yeğeni, Atatürk'ün yetişmesinin hayalini kurduğu Türk Çocuğu ve Türk Kadınıyım. Yaşadığım sürece, hiç kimse bana Kürt, Devşirme, Gayri Müslim olmasına rağmen evlenen ve Çanakkale'de esir ya da şehit düşen atalarımın savaşma nedenini, Türk Kimliğinin çok kültürlü kökenini unutturamaz.

Hiç kimse, varlığımızı sona erdirmek için çalıştıktan sonra, bize "soykırım" suçlaması yapamaz çünkü biz soyumuzu kırmak için gelenlerin elinden kurtarabildiğimiz son toprağımızın üzerinde, hala "Yurtta Barış, Cihanda Barış" şiarı ile yaşarız.

İktidarından muhalefetine, o Yarbay'ın selamını getirdim ancak elçi de vekil de değilim, egemenliğin asaleten sahibi olanlardanım ve devlet adamı değil, kukla olacaksanız, o koltukları bırakmanızın vaktidir!

Uzaklar mı?

Farelerin gidiş vaktinde kaptanlar yola düşer mi?









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım