Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sevgili

Ey Sevgili! Sen beni terk etsen, ne olur? Sen Istanbul'sun. Ben Istanbul'um. Istanbul'dayım... **** Değil mi ki bu şehir yalnız? Yalnız olarak sahip çıkmıyor mu Dünya'ya? Sahip çıkıyor diye, Kalbi değil mi Dünya'nın? İşte kalp de, Dünya da ayandır Istanbul'a... O vakit, Istanbul yitirse yarısını,  sahip çıkmaktan vazgeçer mi Yar-As'ına?

Cevap

Çok fazla lafa gerek yok, Nazım Hikmet özetlemiş. Erkeklerin, erkek gibi olamadığı her zamanda, erkek gibi bir kadın hep olmuştur. Ezik kadınları tanıyıp, görmüş olanlar bu Mavi Gözlü Devleri hep erkek sanırlar: MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ  * O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi,                        bahçesinde ebruliii                                  hanımeli                                               açan bir...

Rosetta & Philae'ye Mutluluklar!

Sevgili Rosetta, Dünyadan 10 yıl ayrı kaldıktan sonra Philae'ye kavuşmana çok sevindim. Lütfen üslubuma gülme. Malum sen giderken de baskıcı, otokratik bir iktidar vardı bizde.  Hala öyle. Gerçi o günlerde bunu fark eden kişiler olarak son derece azdık. Şimdi gözü biraz daha açıldı insanların... Şimdi, burada, 67P desem, Stephan Ulamec desem, yazıyı okumadan tüyecek okurlar. :) Proje detaylarına girsem, zaten otomatik olarak beni darbeci ilan ederler. 12.11.2014 tarihinde gerçekleşen tarihi "kavuşma" anınıza bile, naklen şahitlik edebilmemiz, oldukça zor oldu. Malum bizde bir buçuk yıldır keşfedilmiş bir "penguen medya" atağı var. Gündemimiz onlar sayesinde, kaçak saray - veresiye saray ekseninde akıp, gidiyor. Senin projene ortak olan devletlerse, günlerdir bizimle dalga geçiyor. Kolomb'un Küba'da keşfettiği camii masalını yazan adamı devlet adamı sayan bizlere karikatürler eşliğinde gülüyor. Senin görece itibarlı saydığın devlet artık yok.....

Anlarsan

Tüyap Kitap Fuarı açıldı. Peki bu yıl dikkati çekenler arasında ne var? Uykusuz'un Yeni Türkiye Yayınlarını incelemenizi tavsiye ederim. Benim favorim "Suç ve Reza" Söz Reza'dan açılınca, Yeni Türkiye yayınlarında, rızası ile Reza'nın önüne yatanlara atfen yazılmış kitaplar da yok değil. "Tutuklanamayanlar" bunlardan sadece biri. Tüm bunlardan bahsedince, Recep Bey ve Oğullarını anmadan geçemeyiz. Gabriel Garcia Marquez'den aldığım feyz ile bu koleksiyona, yayına 17 Aralık 2013'te hazırlanan ancak henüz basılmayan "Yeşil Salı"nın ne zaman katılacağını merak etmedim değil. :) Maksim Gorki bu yayın evinin yeni yetme yazarları tarafından kapak düzeyinde çok iyi okunmuş görünüyor. Baba adlı yeni yetme yazar "Gor Ki!" ile rekor satışa koşuyor. Başka kimler mi var? Benim beğendiklerim arasında, Maalouf'un eserlerine benzer, Yandaşın Limanları dikkat çekiyor. Puslu Paralel Atlası ve Kırmızı Kitap, bu yayıne...

Zeytin

Zeytin şükürdür benim için. Zeus heykelinin başındayken ölümsüzlüktür. Zeugma'daki Mars heykelinin elinde, savaşmadan önceki barış teklifidir. Hipokrat'ta şifalı bir merhemdir zeytin. Akdeniz'de bir kültürdür. Mutfağında zeytinyağı olan evler, kardeş ülke gibidir. Zeytin berekettir, mutluluktur, sağlıktır. Afrodit'in güzellik sırrıdır. Kur'an-ı Kerim'de insaoğluna verilmiş cennet nimetidir. Roma Dönemi'nde zeytin kesmenin cezası ölümdür. Tüm bu özelliklerinden dolayı belki, nazlıdır Zeytin. Kolay yetişmez. Benim gibi sızma severler bilirler ki, ağacı eski olan hasatın sızma yağı ilaç sayılır. Anadolu'da bundan mütevellit, zeytin bahçesi, en değerli miras sayılır. Kaliteli bir zeytini, bir zeytin ağacının yetiştirmesi için en az 50 yıl gerekir. "Ektim, 3.5 yıl sonra hasat aldım, çok da güzel yağ" kafası ile zeytin yetişmez. Bunu diyene, zeytini bilen sadece güler. Kışın en soğuk olduğu zamana denk gelir çoğunlukla h...

Ayn'el-Arap ft. Kobani

Hayatınız boyunca zorunluluktan nefret eden kaç kişiyle karşılaştınız bilmiyorum, ancak ben kendimi tarif etsem, zorunluluktan nefret eden kişi olarak tarif ederim. Hayatım boyunca, devlet dairelerinde işlem yapmaktan, ertesi günki sınava çalışmaktan, bir kitabı okumaktan değil de, o anda o kitabı o iş için okumak zorunda olmaktan,bir yerde sevdiğim biri için değil de, zorunda olduğum için olmaktan vs. hiç haz etmem. Tabii dünya benim gibiler için bu bakımdan pek hoş bir alan değil. Seçilmiş ve seçilmemiş rollerin de zorunluluklarını düşünürseniz, tam bir eziyet haline dönüşebiliyor hayat tam da bu nedenle. Neyse. Bereket, dijital çağa yakın bir zaman diliminde doğmuşuz da, zorunluluk hallerinin önemli bir bölümü teknoloji aracılığıyla halledilebiliyor. Buna mukabil, zorunluluk halinin reddini, gerçekliğin reddi olarak anlamamak gerek. Zira, gerçeklikten habersizseniz, düşünsel anlamda da boşluk içinde kalırsınız. En net örnek, tepemizde. Malum. Ayn'el-Arap meselesinin de...

Adam Olmak

İzleyemiyorum. Ermenek faciasının görüntülerindeki ailelerin yüzüne TV'den bile olsa bakamıyorum. Siyasi lider, vekil, şu, bu. Breh breh ünvanların hiç birine sahip değilim. Buna rağmen, insan olarak, bir başka insanı, hele hele anne, babaları evlatlarını umutsuzca beklerken izleyemiyorum. İçim dayanmıyor. Soma maden katliamının ailelerinin, bizim gibi onların da ocakları yandı, başka kimseye bir şey olmadı dediklerini duydum dün. Yer yarılsa da yerin dibine girsem, bunları duymasam dedim kendi kendime. Öyle bir deriyle çevrili ki mevki sahiplerinin yüzü, ne kızarıyor, ne utanıyorlar. Hala utanmadan yalan söylemeyeceğiz, dürüst olacağız diye kamera karşısına geçip, boy gösterip, poz atıyorlar. Ben inançlıyımdır. Lakin öte dünyada bu şahısların rezil olmasını izlemek filan istemiyorum. Bu dünyada yeterince izledik şovlarını, bir de öte dünyada mı bunlara seyirci olalım, cennetimizde huzur bulmak varken? Ancak bu dünyada, dürüst taklidi yapmanın, halkı ahmak yerine koy...

3.5 Atanlara!

Ermenek Maden Faciasında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın naaşlarının 11'ine ulaşıldığı ancak basının ve birinci derece akrabalar dışındaki kişilerin bölgeden uzaklaştırıldığı haberleri geliyor. Naaşlara bakınca da utanmayacak mısınız? Sanmıyorum utanacaklarını. Bunun için insanın içinde biraz dürüstlük olması gerekir. Oysa, 90'lar boyunca popülist politika sürekli olarak "işini bilen adamı" sıvazladı. "Benim memmurum işini bilir" ile rüşvet meşrulaştırılırken, yasaların hiçe sayılması ya da onun bunun için bir şöyle bir böyle çevrilmesi normalleştirildi. Emeği geçenlerin büyük bir kısmı hala siyasette koltuk işgal ededursunlar, memleketin götürüldüğü nokta bakımından hiç bir öngörüye sahip değiller. Kimse kusura bakmasın, lakin demokrasinin işlemesinin yolu sandık filan değildir. Demokrasi sadece bilinç ve doğru bilgi ile işler. En basit örnek olarak şunu gösterebilirim, hakkınızı arayabilmeniz için neyin hakkınız olduğunu biliyor olmanız ge...

Liyakat ve 90lar

Cumartesileri severim. Lakin Cumaları daha çok. Çalışıp, yorgunluk atmanın ardından da yavaş bir cumartesi yaşamanın keyfi bir başkadır. Az önce Yılmaz Özdil'in Astronot yazısını okudum. Hani "NASA'mız olsa, il başkanını astronot yapar bunlar" dediği. Siyasetin uzmanlığa karıştığı günden beri tıkır tıkır işleyen kurumların patlayıp, çatladığından dem vuruyor. Özdil'i severim lakin metinde katılmadığım pek çok nokta var. 1. Özelleştirmeler göz ardı edilmiş. Yandaşa yalakalık olsun diye ihale esas ve usullerinin her gün yeniden düzenlendiği yönetmelikler ve kanuna üstün gelen yönetmelik anlayışı AKP döneminin icadıdır. Zira, hukuka giriş dersi alan her öğrenci, yasalar arası üstünlük derecelerinden haberdardır. Uluslararası Anlaşmalar, Anayasa, Yasa, Kanun Hükmünde Kararname, Tüzük, İçtihat, Yönetmelik gibi bir silsile içinde Türk Hukuk Sisteminin bir öncelik sıralaması vardır. Bizler eskiden bu sıralamanın Ulusötesi Anlaşmalar, Anayasa, Uluslararası ...

Maden Mirası

Türkiye parası olana maden cenneti, olmayana maden cehennemi. Ermenek'teki faciada yanan vatandaşlarımızın görüntülerini zaten biliyorsunuz. Oğlu için hortumları düzenlemeye çalışan annenin görüntüsünü 15 gün içinde unutacaksınız. Bayram yapamayan kadını, iki gün sonra bile anımsamayacaksınız. Bu yazıyı ise okuduktan takriben yarım saat sonra anımsamıyor olacaksınız. Oysa algı kampanyaları ile size ince ince işlenen bakan savunmalarını yıllar sonra bile anımsayacaksınız. Aslında adalet, bu noktadan başlayarak yok. Parası olan bastırıp, hatırladığınızı bile satın alırken, gerçek sorunlar çözülmeden öylece duruyor. Lakin bir fark var, bu sorunlar gün geçtikçe büyüyor ve hepimizi bir uçuruma doğru hızla sürüyor. Bugün maden kazalarında olanları boy boy yazıp, çizen ve poz poz iktidar yalakalığı yapan ulusal basın, Suriye ile gerilen ilişkinin detayları hakkında sus pus. Peşmerge'yi II. Habur Vakası ile güle oynaya Suriye'ye gönderen Türkiye'ye, Esad ateş püs...

Dinleme

Bana verilen en iyi nasihat budur herhalde. Ben sağı solu; önüme geleni dinlemem. Gider kendim araştırırım, öğrenirim. Masal bile olsa, kendin öğrenince başka bir kıymeti oluyor. Bir de arada aktarma işi yaparken, asıl detayları kaçırmanıza sebep olur anlatanlar. Lakin sen yine de, dinlemek istersen; bu sefer sana harika bir 21. yüzyıl hikayesi anlatabilirim. Kimler var dersen başrolde, bizim hinler ile bildiğin devler. Evveli ahirinden çok uzak olmayan bir zamanda, Ortanındoğusu ile Öropa arasında kalan Hinler ülkesinde, bir telekulak skandalı patlamış ki, ne patlamış. Koca ülkenin, koca koca hinleri, gık diyememiş, devler de "adımız dev, dinledik napalım?" demiş. :)) Hadi masala biraz daha yakından bakalım: Olay, Hinlerin ABiDe adındaki  "Büyük Dev" ile ortak bir projede, terörist izleme programı kullanmaları ile başlamış. Öyle yeni filan da değil, taa 12 yıl evveli var hikayenin. Bizim hinler, bu sistemi çok beğeniyor, anlıyorlar ki, bu si...

Yemek

Yüzlerce yeni tarif. Zaman mutfakta nasıl geçiyor anlamıyorum. O kadar sinir bozucu ki her şey, sinirlerim artık dayanmıyor. Madeni su basıyor, insanlar içeride boğularak can veriyor. Bu ölümün bedeli günlük 5 TL. Lafa gelince, maden işçisine 5 TL neden yetmesin diyenler, Cumhuriyet tarihinin en yüksek bütçeleri ile bize beylik taslıyor. Validebağ Korusu'na ille de Cami yapacağız diye tutturanlar, İstanbul'un son orman alanlarını yandaşlarına peşkeş çekmek için dini yine ranta alet ediyorlar. Olan bizlerin çocukluk hayallerine oluyor. Hababam Sınıfımız çalınıyor; ortak duygularımız, ortak bilincimiz temizlenmeye çalışılıyor. İzmir'in rant tacirleri, nikah memurlarının görevlerini ellerinden alıp, 91 yıl önce kurulan Cumhuriyet'in en önemli kazanımını, tek eş ile evlenme hakkını kadınların elinden alacak uygulamaların sinyalini veren tekliflere imza atıyor. Diyorlar ki, nikahı imam kıysın. Kendi nikahından endişesi olanların aklı evvelliklerine, çıt çıkarm...

Düşünce

Nemrut'un gecesine karışır gecem, İbrahim'e su olan ateş neden bana cehennemdir? Görmez mi gözüm ateşin sahibini? Bilmez mi dilim onun dilini? Öfkemi Nemrut'a benzeten yaradılış, gün olur benzer mi Ölüdeniz'e? Yoksa Nemrut'u saran ateş beni de taşa çevirir mi? ---

Bir Leyla ve Mecnun Hikayesi

Bazılarına sürgündür ömür. Ruhunu bulup bulup kaybetme masalıdır koca karı masallarına konu olan cesaret, aşk ve kahramanlık hikayeleri ile bezenmiş. Eskidendi, masallar. Şimdi onlar bile yayınevinden çıkmadıkça anlatılmıyor. Masal kahramanları gibidir işte kimine hayat. Onların omuzlarındaki yük ancak masallara konu olabilir. Yazma çizme değil öyle. Dilden dile anlatılan gerçek masallara çünkü bazı hikayeler, öyle hüzünlüdür ki, dinleyenin anlatmaya dili varmaz. Ondandır belki, anlatıldıklarında unutulacakları için sarhoşlara anlatılması. Yorgun, yılgın ve vazgeçmiş masal kahramanlarını kim ne yapsın ki zaten? Masal dediğin haddini bilir, mutlu sonla biter. Masal dediğin haddini bilir, mitolojik kahramanlardan destek görür. Oysa biz aynı diyarda mıyız yeryüzünde? Nerede Simurg, nerede Kaf Dağı? Nerede sırça köşkü aşkın? Bizim köşk Çankaya. Onda da bir Uşaklı-İzmirli bir Selanikli kadının canını elinden yavaş yavaş alır. Yani bizim yakın tarihteki masalları bile aşkın...

Kısa

Fikret Kızılok şarkılarını 10 yıldır din lemiyordum. Bu gece, bir yerde kulağıma çalınınca, bu şarkının adını hep "rüya" diye hatırladığımı anımsadım... Güzel şarkı.  http://youtu.be/rX1GVSCHQ_Y

Bence Hüsn-ü Aşk

Bir sabahtı, Aşk'ın sesine göz açtı Hüsn, viranede birbirlerini görmeye saatler vardı.  Aşk "Günaydın Prenses" diye fısıldadı.  Hüsn sandıki, Aşk yanı başındadır, açtıki gözünü; Aşk, sadece sinsi bir fısıltıdır. Aşk ile Hüsn o akşam karşılaşıp, gezerler. Aşk Hüsn'e gerçekten seslenmiş gibidir, uzun uzun bakar ona giderken, gülüşü mü Hüsn'e hediyedir, sesi mi?  Hüsn kalakalır kararsızlığa her düşüşünde kaldığı gibi, bilse ki Aşk, Hüsn'ün hali yangındır, dönüp arkasını gidebilir mi? Çıkmaz mı umman aşacağı Kalb seferine hemen? Aşk'ın her gelişinden evvel, Hüsn bir fısıltıya uyanır. Lakin Munla-ı Cünun'a ne bir kelam eder, ne de derslerine eskisi gibi bakabilir.  Bir Aşk ve bir fısıltı arasında Hüsn günler geceler geçirir. Bazen uzak diyarlardan bir mektup gelir, kısa cevaplarla dolu mektuplara sorular yazamaz olur Hüsn.  Aşk ile gezerek Suhan'ı ziyaret edecekleri günler ne zaman gelecekse, o güne kadar sabretmeye kar...

Yaş 35

Erkeklerde hep bir 35 yaş kafasından bahsedilir de, kadınlarda bahsedildiğini duymadım. Sanıyorum ki, türümün nadir örneği olarak ben de bu bunalımla komşu olmaya hazırlanıyorum.  Aslında yazmak, her zaman huzur vermiyor. Eskiden bir rahatlama yoluydu benim için.  Şimdilerde koruma kalkanları ile sürekli çevrili bir alan. Yazarın cesareti sanırım tam da bu kalkanları indirme cesaretinde gizleniyor. İndiremeyen bir ömür "Alo, Batiih!" oluyor. Politikayı rafa kaldırırsak, bir abimin söylediği lafı anımsıyorum: "40lar daha rahat, kendine bel altı vurmaktan vazgeçip kabul ediyorsun." demişti. "Kabul etmek"  İşte benim hayatımda en kavgalı olduğum kelime grubu. Hatalı olduğunu kabul etmekten yana bir sorunum olmadı hiç. Lakin aynı tevazuyu göstermeyene oldum olası "takık" bir halim vardı hep. Dikte edeni kabul etmekle ise hiç bir zaman barışamadım.  Zaten cümle içinde bile kabul etmeme hali makulleşiyor. Dikte ile b...

Durmak

Her pil biter. Bitmeyenini bulabilmek için harcayacağın pilin sayısı, bitmeyen pili buluncaya kadar unutulur. Aradaki süreye tecrübe ya da amortisman denir. Her halükarda, akıl yaşta değil baştadır. Cesaret kalpte değil, ruhtadır ve değer, harcadığın pillerin toplamından ibarettir. Tecrübe ya da yıpranma ile kendini teselli edebilse de insanlar, durmak bitmeyen pil için düşünmek açısından daha faydalıdır. Vazgeçmek de doğru hipotezi kurgulamanın ön koşuludur. Dünki çocuk olsan da olmasan da. ;)

Demokrasi için Sen Varsan, Ben Varım!

Bu ülkede, ilk dış borç, Menderes hükümeti zamanında alınmıştır. Kabataslak düşünürsek, son 68 yıldaki borç sağ iktidarların yolsuzluklarının bedelidir. Yani, bugün kimimizin çıldırarak, kimimizin inşallah, maşallah diyerek görmezden gelerek izlediği yolsuzluklar neticesinde, evlatlarımıza ödettiğimiz borç, bazı siyasilerin ticari ahlaksızlığının toplamından ibarettir. Böyle bir ticari ahlaksızlığı bir esnaf yapsaydı, hapiste olurdu. Ailenizden biri yapsa, aile içine çıkamazdı. Mesele siyasetçi olunca, mesele de dokunulmaz görünüyor. Peki gerçekten öyle mi? Siyasiler içindeki yiyici kadroların, ceza görmemesi, yüce divanda aklanması ya da medyadan uzaklaşması, yolsuzlukların toplumsal hafızada uzun vadede unutulmasına neden olmuştur. Günümüzde, bazı aklı evveller (yetmez ama evetçiler, akiller ve bazı marjinal sol demagoglar), demokratik yapı içindeki çözüm mekanizmalarını geliştirmek yerine demokrasi dışındaki sistemlerin kuralları ile Türkiye’yi konuşuyorlar. Son dö...

VAR YOK

Adalet Eşitlik Özgürlük Kardeşlik Barış Sevgi Aşk Sadakat Doğruluk Dürüstlük Özveri Güven Mutluluk İyilik Umut Yaşam Hoşgörü Doğum Üretkenlik Kadın Çocuk Bağışlama Sükunet Cesaret Soma Dirlik Vicdan YOK Yalan İhanet Boyun Eğme Biat Kast Sistemi Güç Savaş Yıkım Ölüm Sahtekarlık Riyakarlık Baskı Kötülük Eziyet Öfke Kin Kibir Zulüm Erkek Hazıra Konma Korkaklık Toma Şiddet Yoksulluk VAR Yeryüzünde cenneti aramak değil yapılan, cehennemi kurmak. Merkez üssü neresi mi? Bu dili anladığına göre çok düşünme neresi diye. Ben mi? Yokum. Gerçi, inandıklarımızı var edemedikten sonra, yokluğumuz olsa ne olur?

Allah'a İnanmak

En çok beğendiğim Kur'an Meali, Elmalılı Hamdi Yazır'a aittir. Hacdan dönenlere Arap şeyhlerinin ya da prenslerinin hediye ettiği Kur'an mealleri ile mukayese ederseniz,  inancın sömürülmesini Türkçe mealler üzerinden net olarak görebilirsiniz. Hiç kimsenin Tanrı ile olan diyaloğu şahsen beni ilgilendirmez. Ne var ki, Allah'a inanlara bir tek tavsiye sunmak isterim. İlk emre uyun. Okuyun. Özellikle Türkçesini de okuyun. Allah’ı tek dil bilir gibi anlatanlara inat, Allah’ın herkesi her dilde duyabildiğine inanarak okuyun. Zira, inandığımız Allah, kendisinin bizim özelliklerimizin ötesinde olduğunu her fırsatta bildirir. Kanaatimce, Arap Prenslerinin kendi hallerini meşrulaştırma ideolojileri ile ayrıldığında, başka bir İslam var ve o İslam, cemaati de, şeyhi de, batılı da reddediyor. Kadın ile erkeği ayırıp, sömürmüyor. Kulu, köle kılmıyor ve sosyal adalete inanıyor. Bugün dillerinde namaz olanların, ceplerinde akrep var. Sadece biri bile adam gibi ze...

Unutulmasın!

# Gezi 'den sonra hiç 1 şey aynı olmayacak dediğimizde, dersimizi aldığımızı söylediğimizde inanmamışlardı. Bu memleket bilir haini, unutma! # Gezi ulusumuzun insanlık için atılan çığlığıdır. Partiler üstüdür ve kimliği “insan” onurudur. Bunu ister bilmişlik taslayarak aydınlanma dönemi hümanizmi ile mukayese edin, isterseniz, globalleşme sürecindeki anti-küreselleşme karşıtı eylemlerin Türkiye ayağı sayın, isterseniz sadece çevre hareketi olarak değerlendirin. Lakin bu en basit tanımı ile evrensel insan hakları beyanı ekseninde toplanıp, modernleşme ve post-modern toplum evrelerinden geçmiş, devlet üstü insan algısının parçasıdır.                 Gezi için mağdurun partisi yoktur. Bugün mağdur edilen # MHP 'den önce, işini yapan bir vatandaştır. Cengiz'in mağduriyetinin bedeli yoktur çünkü “can” tüm inançlarda kutsaldır ve “cana kıymanın” telafisi ve affı yoktur. Bu ülkede adalet ve eşitlik...

Yaşamak İçin Sen Varsan, Ben Burdayım!

Bu ülkede, ilk dış borç, Menderes hükümeti zamanında alınmıştır. Kabataslak düşünürsek, son 68 yıldaki borç sağ iktidarların yolsuzluklarının bedelidir. Yani, bugün kimimizin çıldırarak, kimimizin inşallah, maşallah diyerek görmezden gelerek izlediği yolsuzluklar neticesinde, evlatlarımıza ödettiğimiz borç, bazı siyasilerin ticari ahlaksızlığının toplamından ibarettir. Böyle bir ticari ahlaksızlığı bir esnaf yapsaydı, hapiste olurdu. Ailenizden biri yapsa, aile içine çıkamazdı. Mesele siyasetçi olunca, mesele de dokunulmaz görünüyor. Peki gerçekten öyle mi? Siyasiler içindeki yiyici kadroların, ceza görmemesi, yüce divanda aklanması ya da medyadan uzaklaşması, yolsuzlukların toplumsal hafızada uzun vadede unutulmasına neden olmuştur. Günümüzde, bazı aklı evveller (yetmez ama evetçiler, akiller ve bazı marjinal sol demagoglar), demokratik yapı içindeki çözüm mekanizmalarını geliştirmek yerine demokrasi dışındaki sistemlerin kuralları ile Türkiye’yi konuşuyorlar. Son dönemin...