Ayn'el-Arap ft. Kobani

Hayatınız boyunca zorunluluktan nefret eden kaç kişiyle karşılaştınız bilmiyorum, ancak ben kendimi tarif etsem, zorunluluktan nefret eden kişi olarak tarif ederim.

Hayatım boyunca, devlet dairelerinde işlem yapmaktan, ertesi günki sınava çalışmaktan, bir kitabı okumaktan değil de, o anda o kitabı o iş için okumak zorunda olmaktan,bir yerde sevdiğim biri için değil de, zorunda olduğum için olmaktan vs. hiç haz etmem.

Tabii dünya benim gibiler için bu bakımdan pek hoş bir alan değil. Seçilmiş ve seçilmemiş rollerin de zorunluluklarını düşünürseniz, tam bir eziyet haline dönüşebiliyor hayat tam da bu nedenle.

Neyse. Bereket, dijital çağa yakın bir zaman diliminde doğmuşuz da, zorunluluk hallerinin önemli bir bölümü teknoloji aracılığıyla halledilebiliyor. Buna mukabil, zorunluluk halinin reddini, gerçekliğin reddi olarak anlamamak gerek. Zira, gerçeklikten habersizseniz, düşünsel anlamda da boşluk içinde kalırsınız. En net örnek, tepemizde. Malum.

Ayn'el-Arap meselesinin değerlendirmelerini "Kobani'nin Evrenselliği" ile özetleyen arkadaşların iyi niyeti gözlerimi yaşartıyor. Şaka yapmıyorum. Kimseyi de aşağılamıyorum. Oksidantalist bakış açınızla, bende kusur aramaya başlamayın hemen. Az önce yazının girişinde bana katılıyordunuz. Yani insan olarak düşündüğümüzde, aşılamayacak mesele yok.

Öyleyse bu yazacaklarımı etraflıca düşünmeden, kimse savunmaya geçmesin lütfen.

Kobani dediğimiz bölge 90'lar boyunca "Ayn'el-Arap" adıyla biliniyordu. Buraya hakim grup Suriye PKK'sı olarak anılan "PYD"dir. Bu bölgenin, Öcalan yakalanmadan evvel, uzunca bir süre onu saklamışlığı da vardır.

PYD, geçen seneye kadar PKK ile beraber ABD'nin terörist örgüt ilan ettiği gruplar arasında yer alırdı. Bu sene bir ara "her nasıl olduysa", terör listelerinden çıkarıvermişler bu grubu da.

Suriye; PYD üzerinden, PKK'ya uzunca bir süre lojistik destek sağlamış bir ülkedir.

Yani düşünüldüğü gibi kimse o kadar temiz değil bu işte.

Evrensellik meselesi, özellikle kozmopolitik anlayışı, ideolojik sınırları aşan bilince sahip, görece eğitimli bir kitlenin arzuladığı ve insanlığın bekası için gelişmesi gereken bir düşünce modeli. Lakin, "evrensellik" bilincine sahip olan kitleler de, çeşitli aklanma araçlarının aleti oluyorlar. Üstelik, eğitimli ve düşünen bir kitle olmalarına rağmen çünkü uluslararası siyaset, ilkel güdülerle devler tarafından idare edilen bir platform ve bu platformda hayaller, güçlü olmadan temsil edilemiyor.

Kobani eylemleri üzerinden götürülen boş demogoji siyasetini bir kenara atalım. Meseleye farklı bir açıdan bakalım.

Öldürülen gençler mi? Bu kadar ırka ve dine dayalı demogoji içinde her an hepimiz ölenlerle aynı sonu paylaşabiliriz. İşte tam da bunun olma olasılığı bana bu satırları yazdırıyor.

Vücudunuzda anlamsız bir ağrı varsa, bu ağrıdan dolayı bahçıvana gitmezsiniz. Ya da bir bahçıvanı ya da botanik uzmanını dinlemezsiniz. Doktor bulur ve ihtisası o ağrıya uygun mu diye bakarsınız. Lakin siyasette meseleye bu dikkat ile yaklaşan uzman da, vekil de bulmak zordur. Bulunanlara da danışan hizip nedeniyle ya yoktur ya da azdır.

Önceki yazılarımda bahsetmiştim. Uluslararası sistemin bir sistematiği vardır. Her şeyden önce devlet, bir devlet ile muhattap olur. O devletin geçmişinde yaptıkları, o devlete duyulan güvenin, bir bakıma, o devletin itibarının referanslarını verir.

Yıllarca Suriye ile sarmaş dolaş olmayan Türkiye'nin sarmaş dolaş olmama nedeni, bugün tam da Kobane diye kimi çevrelerce kanton olduğu ilan edilen Ayn'el-Arap bölgesidir.

Bölgenin PYD tarafından kullanılıyor olmasının rahatsızlığı Suriye ile olan su meselemizde her zaman masada konuşulan bir madde olmuştur.

Lakin bugün dünya konjonktürü içinde Türkiye'nin boş bıraktığı tüm alanları, devler kendi çıkarları dahilinde yeniden dizayn ediyor çünkü uluslararası sistem, boşluk kabul etmez.

Çağdaş bir devlet olduğunu iddia eden hiç bir ülke, kendi ulusal egemenliğine tehdit oluşturacak hiç bir oluşuma müsaade etmez. Oysa bugün Türk Dış Politikası'nın hali, ancak ve ancak "Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak" ile özetlenebilir.

Hemen belirtmeliyim ki, Ayn'el-Arap bölgesi üzerinde yürütülen sözde siyasetlerin hiç birini desteklemiyorum. Ben Dış İşleri Bakanı olsam, bu yapılan saçmalıkların hiç birine olur vermezdim. Oslo'dan tutun da, El-Nusra yapılanmasına kadar yapılan şey, bir ülkenin içindeki huzuru ırk ya da din temelli olarak bozmak amacından daha öte bir ideale asla hizmet edemez çünkü huzur ırk ya da din baskınlığı ile değil, bilinç ile gelişir.

Irk politikası ile kendi çıkar grubunu üretmiş ve zengin sınıfını kurgulamış bir terörist gruba, Türkiye'de yaşayan bir grup yurttaşın, etnik bağ ile kendini bağlı hissetmek argümanı sürekli olarak solculuk, kardeşlik olarak işlenmeye başlamıştır. Köyünü basan adamı, kardeşini öldüren ya da kaçıran adamı kardeş görmek zorunda mıdır insan? Nereli olduğu ile, neye inandığı ile sürekli sorgulanarak ve mikro gruplar içine sürekli hapsedilerek yaşamak zorunda mıdır insan?

Evet, duyuyorum. Irkçı küfürleri. Lakin bence, sosyal demokrat olmak demek, onun da; bunun da öldürdüğü insanlara, ölmeyeceğiz ve beraber refah içinde yaşayacağız diyebilmektir.

Bugün pek çok sosyal demokrat, Ayn'el-Arap'ta sivillerin olması kaygısıyla ve insanların ölmemesi gerekçesi ile terörist grupları protesto ediyor. Ancak gözden kaçan nokta şu, teröristin siyasetini bu çizgide, aynı merkezde gibi göstermesi normal mi? Açıktır ki, teröristin yaptığı siyaset, kendi çıkar gruplarını besleyecek, legalize olacak ve bağımsızlık talebi ile şekillenecek bir rotadadır.

Öyleyse, sosyal demokrat siyaset, özerkliğe bakış açısını ve sınırını net olarak belirlemeli ve dillendirmelidir.

Zira, sosyal demokrat söylem, demokrasi adı altında, biri dikta ve bir diğeri oligarşi hegemonluğundan ibaret olan ancak her ikisi de kanla beslenen bu iki söylem altında ezilecek kadar dar bir argüman değildir ve sosyal demokrat söylem, terörist bir grubun legalleşme argümanlarına alet edilemez çünkü Türkiye Sosyal Demokrasisi'nin atar damarını Atatürk ilke ve inkılaplarını ve Misak-ı Milli sınırlarını programında benimsemiş Cumhuriyet'in partisi oluşturur ve o parti, hangi derneğe üye olduğu ile değil, hangi programa sahip olduğu ile hareket ederek, Türkiye'ye özgü bir siyaset argümanı geliştirebilir. Türkiye gerçeklerinin farkında olmayan, lakin Sosyalist Enternasyonel'in bildirilerini Türkiye gerçeği sayan bir siyaset algısı, sadece ve sadece ütopik bir tez olur.

Benim kanaatim, "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halka, "Türk Halkı" denir." argümanının gereği olan, adil bir kalkınma reformu ile meseleye başlanmasıdır çünkü bizler bu ülkenin sınırından geçtiğimiz her anda ve devlet işleri ile muhattap olduğumuz her noktada, doğduğumuz ya da yaşadığımız yöremizden bağımsız olarak, devlet gücünü elinde tutan tarafından ötekileştirilmeye tabi tutuluyoruz.

Bizlerin meselesinin kimlikler olmadığına inanıyorum. Bizler, sorunların, devletin eşit vatandaş argümanını gerçekleştirmemiş olmasından ileri geldiğini mutlak suretle anlayarak, buna uygun çözümler üretmeliyiz. Bugün Ermeni, Kürt, Manav, Muhacir, Rum, Laz, Çerkez ya da hangi ırk kökeninden geliyorsanız, o olarak zaten hepimiz aynı zulüm ile karşı karşıyayız. Sünni Yandaşa karşılık ezilen vatandaşlar var ve Sünni Yandaş siyaseti bize sadece ırkımız ya da mezhebimiz üzerinden bakmıyor. Alışkanlıklarımız ve yaşam biçimlerimiz üzerinden bizleri yargılayıp, ayrıştırıyor. Dolayısıyla, meselenin bu yanını kavrayarak, eşit yurttaşlığı geliştiren, devletin tarafsızlığını arttıran politikalar tartışılmalı ve üretilmelidir.

Esas olan da "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki Halk'ın çıkarı" olmalı. Yoksa bu dar kalıplardaki siyaset, ırkçı ve dinci eğilimleri ile "insan" öldürmeye devam edecektir.

Unutulmamalıdır ki, Türkiye'de millet tek değildir lakin halk tektir ve Türkiye Cumhuriyeti Halkı ırkçı da, dinci de olmak zorunda değildir ancak her Türk Vatandaşı eşit vatandaşlığı hak etmektedir. Eşit vatandaşlık hakkının, Sünni Yandaş siyaseti ile eritilmesi durdurulmadan, sosyal adalet ve Türkiye geneli kalkınma gerçekleştirilemez.









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım