Bence Hüsn-ü Aşk



Bir sabahtı, Aşk'ın sesine göz açtı Hüsn, viranede birbirlerini görmeye saatler vardı. 

Aşk "Günaydın Prenses" diye fısıldadı. 

Hüsn sandıki, Aşk yanı başındadır, açtıki gözünü; Aşk, sadece sinsi bir fısıltıdır.

Aşk ile Hüsn o akşam karşılaşıp, gezerler. Aşk Hüsn'e gerçekten seslenmiş gibidir, uzun uzun bakar ona giderken, gülüşü mü Hüsn'e hediyedir, sesi mi? 

Hüsn kalakalır kararsızlığa her düşüşünde kaldığı gibi, bilse ki Aşk, Hüsn'ün hali yangındır, dönüp arkasını gidebilir mi? Çıkmaz mı umman aşacağı Kalb seferine hemen?

Aşk'ın her gelişinden evvel, Hüsn bir fısıltıya uyanır. Lakin Munla-ı Cünun'a ne bir kelam eder, ne de derslerine eskisi gibi bakabilir. 

Bir Aşk ve bir fısıltı arasında Hüsn günler geceler geçirir. Bazen uzak diyarlardan bir mektup gelir, kısa cevaplarla dolu mektuplara sorular yazamaz olur Hüsn. 

Aşk ile gezerek Suhan'ı ziyaret edecekleri günler ne zaman gelecekse, o güne kadar sabretmeye karar verir Hüsn. Ne de olsa, Munla-ı Cünun'un Edeb Mektebi'ndeki gözde talebesidir Hüsn. 

Fısıltı Hüsn'ün kalp atışlarına karışıp, gün ve gün yükselirken, mektepteki talebelerin çokluğunu görmez Hüsn. Kalbi ile fısıltısı arasında hasbihal ede durur, sabır orucu ile gün ve gecelerini geçirir.

Gün olur, Aşk ile fısıltı ses keser Hüsn'den. Hüsn o vakit, okuluna uyanır. 

Okul ki Edeb'dir adı, edepsiz nasıl girer demeden dinleyin ki bu gam ve elemin yeryüzüne salınışının rivayetidir. 

Munla-ı Cünun'un gözde talebesi Hüsn, güzelliği ve bilgisi ile övünmemeyi öğrenirken, mektebin diğer talebeleri kadim ve yasaklı dil olan, yılancayı öğrenir. 

Hüsn'ün güzelliğini kıskananlar, yılancada , Hüsn'ün güzelliğinin sahte olduğunu dilden dile dolarlar. Dil ile dil öyle dolanır ki birbirine, alim olan Aşk bile, Hüsn'ün renklerini pul sanır. 

İşte Aşk'ın ilk düşüşü olur bu. Sonra, Aşk, Hayret'e düşer de, Hüsn için gideceği Kalb ülkesine gitmekten ve Kimya'yı almaktan vazgeçer, Hayret'e ahir vaktin şarkılarını ve çiçeklerini hediye eder. Aşk, Çaba'ya salık verir ve Hüsn'e artık gelmeyeceğimi, Hüsn'ün Aşk'a emanet olduğunu söylemesi için gönderir. 

İşte o vakitten beri, yeryüzünde Aşk'ın Hüsn'ü yaşamaz; Aşk'ın Hayret'i, yoldan çevirmenin sinsiliği ile sefahatle yaşar. 

Ne vakit ki, bir Aşk yollara düşecek olsa, o vakit, bir Hayret karşısına dikilir ki, onu ummandan vazgeçirir. 

Hüsn mü? O Edeb Mektebi'nin sırça köşkünün prensesidir. Yola çıkan Aşk'ları ve düştükleri Hayret'leri izler durur. Bazen düşünür, bir vakit gelir de Aşk da görür mü Hüsn ile Aşk birdir diye. Lakin, bilir ki Aşk cesaret ile dost olamaz ve Hüsn'ü asla keşfedemez çünkü Aşk, Hayret'e düşecek kadar korkaktır.

Derler ki, sadece Hz. Süleyman, düşmemiştir Hayret'e ve sırça köşkte yanında olan Belkıs değil yeryüzünde mutlu olan tek Hüsn'dür ve bir daha gelmez yeryüzüne. 

http://www.youtube.com/watch?v=jnogIxw0RAw





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım