Yaşamak İçin Sen Varsan, Ben Burdayım!

Bu ülkede, ilk dış borç, Menderes hükümeti zamanında alınmıştır. Kabataslak düşünürsek, son 68 yıldaki borç sağ iktidarların yolsuzluklarının bedelidir. Yani, bugün kimimizin çıldırarak, kimimizin inşallah, maşallah diyerek görmezden gelerek izlediği yolsuzluklar neticesinde, evlatlarımıza ödettiğimiz borç, bazı siyasilerin ticari ahlaksızlığının toplamından ibarettir. Böyle bir ticari ahlaksızlığı bir esnaf yapsaydı, hapiste olurdu. Ailenizden biri yapsa, aile içine çıkamazdı. Mesele siyasetçi olunca, mesele de dokunulmaz görünüyor. Peki gerçekten öyle mi?

Siyasiler içindeki yiyici kadroların, ceza görmemesi, yüce divanda aklanması ya da medyadan uzaklaşması, yolsuzlukların toplumsal hafızada uzun vadede unutulmasına neden olmuştur.

Günümüzde, bazı aklı evveller (yetmez ama evetçiler, akiller ve bazı marjinal sol demagoglar), demokratik yapı içindeki çözüm mekanizmalarını geliştirmek yerine demokrasi dışındaki sistemlerin kuralları ile Türkiye’yi konuşuyorlar.

Son dönemin en moda söylevini ise anarşist teori kuralları ile konuşmak oluşturuyor. Ne mutlu, halkımız artık anarşizmi, terörizmden, onu da komünizmden ayırdı diye seviniyorsanız, bu; Türkiye’de yaşamadığınız anlamına gelir. Belirttiğim söylev dilinin anarşizmden geldiğini, halkın gözünde “mutlu entel dantel azınlık” olarak tabir edilen sınırlı bir kitle anlayabilir. Her neyse, bu başka bir “dantel” konusudur.

Son günlerde sıkça söyleniyor ki “oy kullanmayın”.

Türk Demokrasi sisteminde, kullanılmayan her oyun iktidar partisine yaradığını ya görmüyor ya da bilmiyorlar diye nezaket icabı yazıyorum. Aslında samimi fikrim bu kadar iyi niyetli bir öngörü içermiyor çünkü ülkemizde iktidarın işgal ettiği meclis sandalyeleri bize başka şeyler söylüyor.

İktidarın sandalye sayısı içinde, CHP sandalyesi kadar bir grup koltuk bulunuyor.

Bu koltukların gerçek sahibi kim diye sorarsanız, cevap son derece basit: kullanılmayan oy ve baraj sebebiyle oyları sisteme yansımayan insanların sandalyeleridir. Mevcut sistemimizde, kullanılmayan her oy ve baraj altı kalan her parti, iktidar sandalyesini besler. Yani, kullanmadığınız her oyla ya da marjinalleşen her oyunuzla, çok partili hayatı beslemek yerinde, iktidarı beslersiniz.

Bu nedenle oyunuza ve sandığınıza sahip çıkın. Bunu yapmanın birkaç basit ve etkili yolu var:

Sizi en az sıkan ve barajı geçme ihtimali olan partinin hangisi olduğuna karar verin.
Beklentilerinizi, sivil toplum örgütleri ya da partiler yolu ile manifestolaştırın. (Dolaylı aktörler olarak sıralayabileceğimiz: sendikalar, çevre koruma, eğitim ya da diğer dernekler ve son dönem Türkiye sivil toplumunda sayısı artan hareket ya da güç birliklerinde veya siyasetin doğrudan aktörü olan partilerde yer alın.)
Beklentilerinizin gerçekleştirilmesi için, ilgili kuruluşlarda üyeliklerinizin bulunması, sistemlerin sizin talepleriniz doğrultusunda evrilmesi için gereklidir. Neden? Çünkü demokrasi, bir kişinin mücadelesi ile değil, kişinin gelişen bilinç seviyesi ile oluşturulan kolektif(ortak/toplumsal) bilinç seviyesinin gelişmesi ve kişi ile beraber toplumun demokratik mekanizmalara dahil olması ile gelişen bir sistemdir.
Kuruluşların yönetim kurullarının demokratik baskı grupları olarak çalışması, üyelerin isteklerini yönetim kurullarına kabul ettirmeleri ile mümkün olabilir.
Sistem bürokratik görünse de, aslında aktif üye ile bürokrasiyi minimize eder çünkü üye sayısının artışı, ilgili kurumların bilgi işlem ve bilgi iletişim çalışmalarını geliştirmesini zorunlu kılar. Gelişen teknoloji, yapılardaki bürokrasinin demir kafesini büyük oranda kırar. Lakin, bu yapılardaki teknoloji ve iletişim dili kullanımı, genç üye oranı ile de doğrudan orantılıdır.

Böylece, sözde anarsizmin bu sistemde ütopik olan çözümleri yerine, her birimizin denetimci olduğu, işleyen demokrasi ortaya çıkar. Yukarıdaki basit yapıyı dışladığınız ve görmezden geldiğiniz her an, iktidarı bir grubun egemenliğine terk etmiş olursunuz. Her oligarşi (grup egemenliği) de, bireysel ego sebebiyle monarşiye (ilkel tek kişi egemenliği) ve monarşinin baş döndürücü “tek egemen otorite olma” fikri ile faşizme(modern tek kişi egemenliğine) dönüşür.

Vekillere verdiğiniz oy için verdikleri soru, gensoru ve teklifleri meclis sayfasından gazete okur gibi takip edin. Hangi yasaya evet demiş, hangi sorunları meclise taşımış, iktidar ne cevap vermis? Bunlara bakın ve beğendiğiniz ve beğenmediğiniz noktaları, ilgili parti örgütlerine, vekillere iletilmek üzere ve cevaplanması istemiyle, mutlaka iletin.

Kocaeli'nde örnek 1 olay var. CHP olarak, Gebze'ye Tıp fakültesi olan bir üniversite istedik. Sokak dilinden kurtularak meseleye bakarsak, iktidar, Gebze Yüksek Teknolojinin adını değiştirerek, yeni üniversite kurdukları iddiası ile bu teklifimizi reddetti. Enstitü ile üniversiteyi ayırt edememeleri bir yana, üç hastaneli Gebze tek hastaneye mahkum bırakıldı. 7 organize sanayi bölgesi olan şehre, meslek hastanesi niteliğinde bir tıp fakültesi kurulmasını istemek, halk yararını istemek dışında siyasi çıkarla izah edilebilir mi? Güçlü bir baskı grubu Gebze’de var olmuş olsaydı ve mesele halkın yararı çerçevesinde değerlendirilseydi, o zaman Gebze şu an üniversitenin kurulma çalışmalarını konuşuyor olurdu. Kamuoyu baskısının olmaması, muhalefet yetkilerinin sınırlı olması, bu meselenin iktidar tarafından partizanlık uğruna yok sayılmasına neden olmuştur.

Zaten, CHP önerdi diye halkı, hakkından mahrum bırakmak, kutular, kasalar ve para makineleri ile özetlenecek bir ahlakın eseri olabilir. İşte, bu son yolsuzlukla ortaya bir kez daha çıktığı gibi, halk çıkarını görmezden gelen siyasi ahlaksızlığın, memleketteki sağ iktidarlarla sıkı bir göbek bağı vardır. Bunu düzeltmenin yolu ise, senin sistemin içinde var olmandır. Sadece benim sistem içinde var olmam, senin isteklerini senin için gerçekleştirmeme yetmez.

Unutma: Beğenmediğin CHP’nin ve yukarıda saydığımız tüm diğer sivil toplum örgütlerinin, değişmesi ve senin beklentilerine cevap verebilmesi için sana ihtiyacı var. Sen sistem içinde yoksan, şikayetin de yoktur. Demokrasilerde partili olmak ya da diğer sivil toplum örgütlerine dahil olmak, kulağa kötü gelen ve kötü imajlar canlandıran “çıkar grubu”na maddi rant için dahil olmak demek değildir.

Tam da bu “çıkar grubu” kelimesinin maddi çıkara endekslenmesi fikri, sistemde sadece vatandaş olarak bulunan bizlerin isteklerinin bir türlü gerçekleşmiyor olmasının nedenidir.

Çıkar grubunda yer almak demek, baskı grubunda yer almak demektir. Sistemin adil islemesi için, denetçi olmak demektir. Ne var ki, Türkiye'de partili olmak ya da stklara ve ya son dönem moda adıyla “en-ci-o”lara üye olmak, ağırlıklı olarak, parti/stk içi egemen otoriteyi eleştirmemek sanılmaktadır.

Gerçekte bir kuruluşa üyelik, o kuruluşun size ve sisteme, sizin istediğiniz değerlerle, sizin isteklerinizi gerçekleştirmek üzere hizmet etmesi demektir. Bu yapılarda yöneten değil, üye olan için çalışılır. Üye ise, kendisinin asıl işi yapacak olan kişi olduğunun idrakına varmalıdır.

Unutma: Pozitif değerlerin egemen kılınamadığı her sistemde, negatif değer egemen olur. Yani, parti içi ya da kuruluş içi demokrasi yoksa, yandaşlık ve yalakalık vardır. Bu bir partiye özel bir durum değildir. Her parti ve stk için geçerlidir.

Neden Yandaşlık ve Yalakalık var?

Çünkü, hiçbir sistem değer boşluğunu kabul etmez. Pozitif değer sistemdeki bireyler tarafından üretilip, birey tarafından, sistemi etkileyecek gruplara entegre edilmezse, yani birey talep etmezse, negatif değer sisteme egemen olur. Aslında Kıta Avrupası ve ABD demokrasisi arasındaki temel farklardan birini de bu oluşturur ancak bu başka bir konu. :)))

Son söz olarak, Twitter’da ne zaman siyasete dair bilgi versem, takipçi sayacım, azalma ve artma bakımından kriz geçiriyor. Sanırım, sistemi öğrenememek, gitgide popülizmi halk olarak sevmemize neden oluyor. Yine de şunu unutmayalım, günü kurtarmanın ötesine bakmadan hareket etmeye devam edersek, o çok sevdiğimiz çocuk ve torunlarımıza umut dolu bir gelecek yerine, bir başka kölelik sistemi bırakacağız.

Dilerim, yazdığım bu nacizane özet, demokrasi için atan kalplere yön için basit bir harita olur. :)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım