Müsilaj Kıskacında Marmara

 Gün geçmiyor ki aptalca bir beyan, aptalca bir sözde bilimsel açıklama gelmesin. Marmara ölüyor ve bu gidecek köyü olanların umrunda değil. 

 Geriye kalanlar olarak bizler, yani köyü burası olanlar ve gidecek köyü olmayanlarsa "Cesaret aptallara özgüdür." diye susup sabır çekerek gün tüketmeye devam ediyoruz. Biz sustukça haklı olarak koltuk işgalcileri de kendini adam sanıyor. 

 Marmara kelimenin tam anlamı ile ölüyor. Balıklar yumurtlama sezonunda yumurtalarını denizin üst tabaklarına bırakırlar. Müsilaj ile tüm balık yumurtaları kaplanmış durumda. Marmara'yı denizler içinde şölen yeri haline getiren canlı çeşitliliği risk altında. Peki ne yapmalı? Bana sorarsanız, denizin içine oksijen seviyesini arttıracak devasa hava motorları yerleştirmemiz ve hiç değilse kaçacak yeri kalmayan canlılara yaşam alanları için yer açmamız gerek. Müsilaj Marmara'nın en derin noktalarında tamamen Marmara'yı sarmış durumda. Üst bölümdeki 25 metrelik alanda normal suyunu görebiliyor uzmanlar. Bu bir facia.


 Önlem var mı? Elbette yok. Onun yerine "Kanal İstanbul, Marmara'yı rahatlatacak diye herhangi bir bilimsel dayanağı olmayan, Lozan Barış Anlaşması ile Lozan Ticaret Anlaşması'nı birbirinden ayıramayan bir avuç kulaktan dolma bilgi sahibi sahte diplomalı koltuk bekası için halkla ilişkiler spinleri kurmaya devam ediyor. 

 Spin deyip geçmeyin, halkın bakış açısını manipüle etmek için uydurulan bu yapay çözümler sayesinde 20 yıldır Körfez'deki tüm belediyeleri idare eden AKP'nin dev projesi olan arıtma tesislerini soran olmamasının nedeni de bu manipülasyonlar. 

 2005'lerde dev proje diye ortaya atılan bu arıtma tesislerinin amacı Seka'nın neden olduğu kirlenmeyi durdurmaktı. Ancak Seka özelleştirildikten sonra arıtma artık bir sorun olmaktan çıktı. Neden? Çünkü artık deniz kültürünü unutan bir şehir ve toplum hayali vardı. Kıyı şeridi alabildiğine genişletilirken denizin sahil şeridi betonla dolduruldu. Böylece denize girilen şehirler yerine denize bakılan şehirler oluşturuldu. Bu, radikal islamın sevdiği şeydir. Siz bakarsınız, çok da girmek isterseniz bilmem neredeki otele yüzlerce lira para öder ve İslamcıların görmeyeceği şekilde denize girersiniz. Böylece kültürünüzü ve özgürlüğünüzü elinizden alanlara hem sesiniz çıkmaz hem de onlara para ödemeye devam ederek onların ekmeğine yağ sürmeye de devam edersiniz. 

Yani müsilaj deyip geçmeyin, profesör ünvanını yalandan almadıysanız bir çevre felaketi çevrilen tüm oyunu önünüze işte böyle döküverir. 

Tabii spin sadece kanalla filan kurulsa işe yaramaz, öyle olduğu için bugüne kadar uluslararası önde gelen kuruluşlardan bir tek makalesine atıf almamış profesörler ve senede bir tane bile bilimsel makale yazamamış, yazsa da intihale bulaşıp hem kendini hem de ülkeyi rezil etmemiş yeni nesil profesör yokken ekranlarda ve gazetelerde boy boy doktorlar, doçentler ve profesörler Covid-19 yani korona pandemisinin eteğine yapışıp "Çok deterjan tüketildi de deniz ondan bu hale geldi." masalını anlatır. Demez ki bir kişi de çıkıp, kardeş kanser ovası yaptığınız Diliskelesi ve Dilderesi kiraz, dut ve zeytin ağaçları ile doluyken bugün her saniye tonlarca zehirli atığın atıldığı bir mevki haline nasıl dönüştü? Dev projeniz olan arıtma tesisleri neden arıtmadı bu ve bunun benzeri dereleri?

Tersaneler, marinalar, denizden su alarak soğutma prosesi uygulayan fabrikalar, atıklarını gece vakti kimseye çaktırmadan havaya ve suya bırakan fabrikalar, belediye denetimi olmadan kurulan ve direk bakanlığa bağlı olan sanayi, ticaret ve gümrük bölgeleri üzerinden suya ve havaya salınan atıklar neden kontrol edilmedi? 

Müsilajın başladığı günden beri kaç fabrikaya ya da belediyeye arıtmayı çalıştırmamak, sıvı atık bertarafında eksiklik, arıtma tesislerine doğru bağlantı yapmamak gibi nedenlerle ceza kesildi? Peki Kocaeli'de deniz kirliliğinin belirtisi olan kırmızı deniz analarının geçen senelerde yoğun olarak görülmesinin ardından ne amaçla Kocaeli plajlarına mavi bayrak verildi? Hangi teknik veri elinizdeydi de hiç utanmadan yalan söyleyip derin şarjlarla atıkları bertaraf etmeden Marmara Denizi içindeki çayırlara bıraktınız? 

Sahi Türkiye nasıl Avrupa'nın çöpünü en çok ithal eden ülke oldu? Bu çöpün ne kadarı Marmara'ya bırakıldı? 

Değdi mi siyasal islam çığlıkları atarak götürdüğünüz paralara,  mahvettiğiniz yaşamlara? 

Çocuklarınıza para bıraksanız da, yaşamı Marmara ile beraber bırakacaktınız. Marmara bugün ölüyor, sonrasında ölen çocuklarınız olacak ve siz artık bunu bile bile seyrediyorsunuz. 

Müsilaj 20 yıldır boş laf, boş koltuk, boş ünvan üretmekten başka bir iş yapmadan yalan söyleyen ve kendi bekası için vatanına her türlü belayı getirenlerin dandik çevre politikalarının sonucudur ve her ehil elden çıkmayan politika gibi faturasını tüm Marmaralılar ödeyecek sansanız da üretimi duran bir Marmara, üretimi duran bir Türkiye'ye sebep olacaktır. Bunu er ya da geç bu basiretsizliğe destek veren herkes anlayacak. O zaman çalıştırmaya imtina ettiğiniz arıtmaları hurda olarak da 5 kuruşa satamazsınız.

Marmara için yapılacak şey derhal atık arıtma tesislerini tam kapasite ile çalıştırmaya başlamak ve bütün atık rejimine giren alanların tespit edilip en ufak sızıntının bile durdurulmasını sağlamakla başlayacak. Ardından yüzey temizliği için asker destekli bir faaliyet başlatılması elzemdir. Bu arada sanayi kuruluşlarımızın Marmara için hava kompresörleri üretmesi ve hidrobiyologlarımızın da bu hava pompalarınin yerleştirileceği uygun yerlere karar vermesi gerekir. Bunu mantıklı bulmayan Stanford'un yayınladığı bu makaleyi okuyabilir.

Kanal İstanbul gibi aptalca projelerin değil yapılması, adının bile anılması bu vatana ihanettir. Şimdi yazımı kırparak danışmanmışsınız gibi, analitik bir zekanız varmış gibi, adammışsınız gibi kendi projeleriniz ve fikirleriniz gibi kullanabilirsiniz. Nasılsa ben Marmaralı vatanseverim, önceki cümlede söylediğimi yapacak olanlar da en ufak tabirle; hain...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım