Corona; Bir Biradan Daha Fazlası

Covid-19 yani bilinen adıyla Corona hayatımıza girmeden önce şöyle kıymet bilmezdik, böyle bilmem neydik muhabbetlerinden sizin de benim kadar yıldığınızı farz ederek, çok büyük teknik incelemelerde ya da romantik analizlerde bulunmayacağım.

Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak tantanasının kozmopolit vatandaşlığa varan ama yolu sosyalizmden hatta "Yenilen pehlivan güreşe doymaz." hesabı komünizmden başka yola çıkmayan ütopik yanlarının da zerrece olası olduğunu düşünmüyorum ve bu noktaları da yazmayı elzem bulmuyorum. 

Corona'yı bir bira markası olmaktan çıkaran ve hayatımızın ölüm meleği kostümünü kavrama giydiren içinde bulunduğumuz bu süreç, teknoloji çağının yaygın internet ve sosyalleşmeden sonraki üçüncü ve yeni bir aşamasına işaret ediyor. 

Matbaanın bulunmasının ardından artan kitap basımı ve okur yazarlık oranları ile Fransız Devrimi'nin ana örüntüsü olan "kardeşlik, eşitlik, özgürlük" üçlemesi dahilinde gelişen sosyal haklar imparatorluk çağını her ne kadar kapamış olsa da, Birinci Dünya Savaşı ile başlayan ve Ispanyol Gribine tutulan insanların bir devrim yapmadığı ancak oluşan yeni sisteme adapte oldukları 20. Yüzyılda ispatlanmış gerçeklerden biridir. 

Bu yakın ruh dahilinde, 21. Yüzyılda teknoloji devrimi gerçekleşirken oluşan global ağ, bugün ulus devletlerin yüksek oranda entegre olduğu ve kazançlarını da silah satmaktan daha yüksek seviyedeki uluslararası ticarete ve ulus ötesi yapılara bağladığı bir dinamik yapıya sahiptir. Buna mukabil, birey haklarını geleneksel sisteme göre korumamaktansa korumanın daha yararlı olduğu bir döneme girmiş ve teknoloji ile tüketiciden izleyiciye ve takipçiye dönüşen kitlenin "salgın hastalık" nedeniyle yarıştan kopması halinde, devletlerden daha büyük halde olan şirketlerin korunmasını da gündeme getirmiştir.

Mamafih, Türkiye'de durum bu bakış acısının oldukça altındadır. Devletlerin bilimle robot işgücü ve insan işgücü arasındaki sınırları kaldırmak üzere  olduğu anda, ortaya çıkan bu ani gelişme, hem siyasal sistemin ne kadar yanlış anlaşılıp ne kadar yanlış çalıştığını göstermiş hem de "evrensel vatandaşlık maaşı" gibi konuların konuşulması yerine hurafelerin ve aforizmalarin koynunda kalarak 20. yüzyıldaki yanlış popülist politikaların toplumsal hafızamızda eksik bıraktığı bilgi birikiminin 21. yüzyılda ilk 20 yılda gelişmiş ülkelerle mukayese edildiğinde nasıl 100 yıllık bir kayba neden olduğunu anlamak gerçeği ile kitleleri yüzyüze bırakmıştır. Ne var ki, bu anlam sezgisel olarak omurilikleri ile düşünen kitlelerde anlamlı bir reaksiyon yaratmasa da, idarecilerin halka biçtikleri sürdürülebilir sefalet faturasının halk ile sınırlı kalmayacağının göstergesidir. 

Teknolojinin her geçen gün ilerlemesine karşılık geride kalan Türkiye, bu bilgiyi arttırıcı faaliyetlerde bulunmak yerine, satılan şeker fabrikaları, terk edilen stratejik üretim sektörleri ile artan yolsuzluk ve haksız zenginleşme vakalarına, tümüyle hukuka aykırı aflar ve tutuklamalara ev sahipliği yaparken, devlet sistemini bilmemekten kaynaklı büyük çuvallamalara da ev sahipliği yapmaktadır. Böylece, demokratik ülkeler arasından bir alt sınıfa düşerken dış borca bağlı ekonomi hızla çökmeye devam etmekte ve uluslararası yatırım piyasalarında da artık tümüyle itibarsız hale sokulmaktadır. 

Hal böyleyken, çeşitli hayvan isimlerine sahip iktidardaki partinin bölünmüş yapısı, hukuk devletine aykırı yargı kararları, !tv reklamları olarak kullanılan kamu spotu kuşakları ile yaklaşan kriz yok gösterilmekte ve halkın bir kez daha hazırlıksız yakalanmasının önü açılmaktadır. 

(Arkası Yarın)


Yorumlar

Yorum Gönder

Call me. ;)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seasider: My First Photography Collection is On OpenSea

Istanbul

Hileleri ile 1 Kasım