Kayıtlar

Aralık, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Titan

Titanların yaşadığı çağların ardından yeryüzünde yeni bir yaşam başladı diye Herodot gibi kaleme almak istediğim satırlar da yok değil lakin Titanlar o mitolojik zamanlardaki efsanelerinden sonra Türkiye'de en yakın 1990'lardaki saadet zincirlerinde görüldü. Dün kıymetli hocam, Emre Kongar, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinde yeni bir kavram tanıttı sosyal bilimcilere. "Ahlaksız Cehalet Sarmalı" adını verdiği bu kavram ile günümüzdeki Siyasal Titan Saadet Zinciri'nin yapısını ve işleyişini netleştirmiş. Merak edenler buradan  Emre Hoca'nın yazısına direk ulaşabilirler. Yazıyı okuduktan sonra kafamda şöyle bir soru canlandı, cahilliğin ahlaksızlığı, ahlaksızlığın cahilliği ile kromozon serilerindeki adenin - timin, guanin- sitozin sistemi gibi eşleşiyorken, bu mekanizmayı hiç düşünmemiş birine nasıl anlatabilirim? Emre Hocamın belirttiği tarım, kent, kır çelişkilerinin dışında söylenebilecek tek şeyin Gramsci tarafından söylendiğini düşünüyorum.  ...

Van, Gogh ve Tacizci

Van Gogh tablolarını canlı renklerle boyadığı için alabildiğine umut dolan tiplerden olabilmeniz için basit resim kurallarını bilmiyor olmanız gerekir. Sen Nehri Kenarında Gece'yi hiç bilmiyor olmanız gerek ya da Yıldızlı Gece'deki renkleri kırmızı, turuncu, sarı sanmanız gerek mesela... Şimdi çıkaramadım adını ama bir Paris kafesi önünden çizilmiş sokak ve gece betimlemeli tablosundaki turuncu bile yenilir gökyüzünün mavisine ama bunu da bilmemelisiniz ki Van Gogh'un hiçliğinde umut görebilesiniz. Buraya kadar anlamayanlar için yazalım;  resimde mavi, mor, yeşil soğuk renklerdir. Kırmızı, sarı, turuncu (çiyanları, macentaları karıştırma evladım) sıcak renklerdir ve tonların kullanımı ressamın ruh hali, eserin mesajı hakkında da bilgi verir. Van Gogh'da öyle derin bir hüzün vardır ki, mavi renklerden birine adı verilmiştir mesela. O tonu yakalayan ressam olduğu için. Adamın en umutlu sanılan tablosunda bile Van Gogh mavisi çarpar göze fırça darbelerinde. Şimdi...

Olympos Dağı'nda Tanrıcıklar Sustalı

Çıktın mı gecenin bir vakti uyuyan ejderin sırtından o ateş kulesine? Eskiden gözcüler beklermiş, bir vakit önce kaybolan tanrılarını o kulede... Şimdi her şey gayet sade. Süslü hiç bir şey yok. Zira efsane olmak için 1920lerin kafasını kundaklayıp taşısalar da bugüne,  olmuyor; olamıyor efsane. Oysa gerçek efsaneler hep geri döner. Öyle bir yanları vardır gerçeklerin. Gerçekleri balon gibi patlattığını sanan sahte efsaneler ise nerede yaşarsa yaşasın döner tozlu bir harabeye... Harabe deyip geçmeyin,  nerede Kayaköy nerede Istanbul'un güzide dönüşümü için boşaltılmış çevre mahalleleri. Bir şey ne zaman korunur diye sormaktan aciz zihinler, memleketin boşluktan takır takır ses veren hazinesini hiç ederken, efsane olma peşinde. Oysa efsane, çağından bile ileride olandır, doğası gereği o güne kadar olanlardan daha çok artı değer sağlar. O nedenle "artık mallarla", titan zincirleri gibi mesnetsiz kafalarla , çalıp çırparak efsane değil pespaye olur bunu anlamayan...