Kayıtlar

Nisan, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hikaye

Bir arkadaşım anlatmıştı bir zamanlar. Aklıma geldi. Yazmak istedim. Hatay'da bir ağa varmış. Günün birinde kardeşi ile kavga etmiş. Aynı gün ailesine bir daha asla kardeşi ile görüşmeyeceğini, ailesinden de kimsenin görüşmesini istemediğini söylemiş. Gel zaman, git zaman, kardeş, abisine hediye olarak sucuk göndermiş. Abi sucuğu görünce alıp, evin avlusuna fırlatmış ve köpeğine "Al bunu, ye!" demiş. Köpek, önce sahibine, sonra sucuğa sonra tekrar sahibine bakmış. Abi, "Niye yemiyorsun? Sen benden de mi asilsin?" demiş. Köpek bu lafın ardından evin avlusundan çıkmış ve bir daha geri dönmemiş. Abi, köpeği bütün şehirde aramış ancak o günden sonra köpek hiç bir yerde bulunamamış. İnsan  kendini köpek gibi adarsa, köpek gibi de gitmeli derim o günden beri. Hele bir de köpek yerine bile konmadıysan, o zaman saniye geçirmen bile kabahattir. Ne vakit bana verdiği değer üzerinden ego yapan birini görsem, aklıma bu hikaye gelir. "Bana bunu nasıl yapar...

Meşruluk ve Uyarı

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandığımı bildiren kağıt elime ulaştığında, kardeşimin ilk tepkisi, "Abla, okulun adını, fakülteni ve bölümünü eksiksiz ezberleyene kadar okul biter bence" olmuştu. Ağlarken kahkaha atmaya başlamıştım. Hacettepe Nükleer Enerji Mühendisliğine girecek kadar puan alıp, Türkçe-Matematik mezunu olduğum için puan kırılmasına uğruyordum. Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli koalisyonunun yani 57. hükümetin bizlere attığı en büyük kazıklardan biriydi bu. 180'de 180 soruya bakıyorduk üç saatte. Hayatımızın o üç saatinde, okulda lise 1'den sonra hiç öğrenmediğimiz, fizik, kimya ve biyoloji alanlarından da bir fen-matematik öğrencisi kadar mesuldük. Üstelik, fenci olmaları sebebiyle, o arkadaşlardan görece daha az akıllı bulunurduk. Sistemin bozukluğuna duyduğum öfke ile annemin elime tutuşturduğu University of Canterbury'den gelen başvuru formlarına şöyle bir göz atıp, kenara fırlatmış...

Uzaklar

Uzaklara çekip gidebilmeli insan. Pavese öyle söyler. "Yaşam doğduğun yerden uzakta geçmelidir," der. Çok nasihati dinlenesi bir kişilik değil benim için Pavese, lakin en sevdiğim yazarlardan biridir. Yine de bir rakama, bir duyguya takıntılı olmak, bir otel odasında mutsuzluktan intihar etmek gibi dramları sevmem. Belki de ilk gençlikte "Allah cezanı versin Werther!" diye söylenerek yaptığım Goethe okumalarının etkisiyle -tabii Werther bence %100 cezasını bulmuş bir karakter :))- karamsarlıkla da hoş değildir başım. Yani inadına yaşam, inadına mutlululuktur benim tutkum. Alıp başını çekip gidebilmektir. Ondan belki acid jazz melankoliği grupları değil de, "funk" severim daha çok. Şimdi bunları yazarken, okuyacak olanları düşünüyorum. Artık ne kadar uzak olduğumu düşünüyorum. Zira, klarnet seven ama funktan da vazgeçemeyen kaç kişi vardır ki bu ülkede? Peki bunu söylemeye cesaret eden? Etiketlere kıymet vermeyen? Yok. Kalmadı artık. ...

Aşk

"Aşkın hikayesini Durmaksızın feryad eden bülbüle değil, Sessiz sedasız can veren pervanelere sor!" Hz. Mevlana Pervane olanı bilir misin? "Her gönül bir tek sevgiliye dönüktür aslında, lakin; kıblesi yanlıştır. Bulduğunu sandığı şey, aslında aradığı değildir. Kimisi gül yüzlü bir güzele meftun, kimisi bir ceylan bakışlıya mecnundur. Bazısı Dünya'ya kanmış, bazısı mala mülke aldanmış. Oysa, her biri; bir sevgili tarafından sınanmaktadır." Hz. Mevlana Sevgiliden haberin var mı? "Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama, özünü görmek isteyen cana bakar." Hz. Mevlana Peki, cana bakacak cesaretin? "Derdimi seviyorum, bilirim ki derdimi veren de beni seviyor. Seven sevdiğinin nazını ölçüyor, sevilen çekmesin de neylesin?" Hz. Mevlana O vakit, durma, yürü! Varacağın asıldır, sureti geç. Ya Hu!

Ave Cesaria!

Ülke mi? Boş versene! Körler sağırlar, saraylarda birbirini ağırlarken, pasaportlar aile boyu olsun kampanyasına, vekaleten gönderdiklerin, Burger King kampanyalı menülerine, oburca cevap veren asaletten bihaber müşteri gibi atlarken, sana bana dert olan ülke hayatı, deniz olan maldan yiyen domuzlar dışında birinin umrunda mı? Aforizma mı? Daha neyini duydun ki! Eski usülüm vesselam. Dilimin kemiği de yok, edepsizce davranacak kadar edepsiz de değilim işte! Görgü meselesi. Kiminde bulunur, kiminde bulunmaz. Bu devir de, edebi olmayanın ederi olduğu devir ya, yaşamak tahminlerin ötesinde zor! Ne mi isterdim? Benim gösterdiğim kadar cesaret göstermeni. Ne gezer? Sende o cesaret ne gezer? Bey-Kadınlık var kanımda. Gelemiyorum öyle kıvırmalara, namertliğe! Köylüyüm bi-yerde; karından konuşmalardan da anlamıyorum işte. Umrunda mı? Değil. İşte öyle geçip gider günler, gün gelir; devran da döner... Dönene kadar durmasın şarkılar! EVORA ... Souviens-toi ...